İnsanın eşyayla kurduğu bağ, aslında zamanla kurduğu bağın bir yankısıdır. Zamanın her şeyi tekdüzeleştirdiği, her şeyin hızla tüketildiği bir çağda antika değeri taşıyan bir dolma kalemi avuç içine almak, zamanın akışına karşı sessiz bir devrim yapmak gibidir. Bir dolma kalem her satırda bir iz bırakır; mürekkebiyle kâğıda kazınır. Öyle ki yazanın o anki ruh hâlini, elinin titreyişini, kelimelere yüklediği nefesi bile içinde saklar. Belki de bu yüzden insan, geçmişin peşine düşer ve doğrudan tarihin nabzına dokunmak ister.
Ben de yıllardır bu nabzı dinleyen biriyim. Bu zaman yolculuğumda dolma kalemle ilk tanışmam üniversite yıllarına uzanır. O yıllarda eşiğini sıkça eskittiğimiz bir sahaf abimizin dükkânında, eski bir dolma kaleme rastladım. Onu elime aldığımda, onunla nasıl yazacağıma dair en ufak bir fikrim dahi yoktu: Kâğıda dokunan uç, damak, mürekkep, piston... Hatta ilk başlarda çok kere denememe rağmen yazamadığımı bile hatırlıyorum. Tükenmez kalemlerin alışıldık sertliğinden çok farklı, neredeyse çekingen ama derin bir akıcılıkla ilerleyen bir kalemle tanıştığımı fark ettim. İtiraf etmeliyim bu bir kalemden fazlasıydı.
İlk aldığım bu kalem, Çin malı 5 liralık mütevazı bir kalemdi. Bugün hâlâ onu saklarım. Kalitesinden değil, onun ilk oluşundan gelen bir kıymeti var. Belki o da o tozlu sahaf rafında beklerken, bir gün başka birinin elinde kendi hikâyesini başlatacak ilk kalem olacağından habersizdi. Sonrasında zamanın öğrenci kalemi (schulfüllhalter) olarak bilinen Pelikan M120, benim sahici başlangıcımı oluşturdu. O günden bugüne Pelikanlardan kopamıyorum. Zamanla masamdan Pelikanlar, Montblanclar, Parkerlar, Viscontiler geçti. Bu liste uzar gider.
Şunu baştan söylemeliyim: Ben bir koleksiyoner değilim. Hatta koleksiyonerlik bana pek de mantıklı gelmez. Koleksiyonerlerin eşyaları kendilerine tutsak ettiğini düşünüyorum. Oysa bir eşyayla tanışmak gibi, yeri geldiğinde onunla vedalaşmayı da bilmek gerekir. Bu nedenle elime geçen bir kalemi sonsuza dek yanımda tutma kaygısı gütmüyorum.
Onun bendeki süresi ne kadar kısa ya da uzun olursa olsun, o süre içinde ona iyi bakmak, onu anlamak, hikâyesini dinlemek yeter bana. Eşyanın esiri olmaktansa, onu bir süreliğine taşıyan bir eşlikçi, bir emanetçi olmak çok daha sahici geliyor. Her eşya gibi dolma kalem de yalnızca zamanın mülküdür. Biz onu bir süre elimizde tutar, sonra bir sonraki ele bırakırız. Dolma kalemleri “sahiplenmek” değil, taşıdıkları zamanı bir süreliğine benimle paylaşmalarına izin vermek istiyorum.
Geçtiğimiz günlerde elime bir düzine Pelikan dolma kalem geçti. Kimi hasarlı, kimi sağlam; çoğu vintage kalemlerdi. Aralarında Pelikan 100, 140 ve 400 modelleri vardı. Pelikan 100, CN (krom-nikel) uçlu, OB kesimli bir kalemdi. Yazısı ve kesimi beni öylesine tatmin etti ki günümün büyük kısmını yalnızca onunla haşır neşir olarak geçirdim, diyebilirim. Fakat hikâye burada başlamıyor; onun hikâyesi, üstünde taşıdığı zamanın tozlu sayfalarında mündemiç. Bu nedenle, Pelikan’ın geçmişten bugüne uzanan yolculuğuna sizi de kısaca ortak etmem gerekiyor.

Şekil 1. Pelikan’ın 15 Haziran 1951 Tarihli 70B Numaralı Fiyat Listesi
Pelikan markası, 1832 yılında kimyager Carl Hornemann tarafından Almanya’nın Hannover kentinde bir boya ve mürekkep atölyesi olarak kurulmuştur. Şirketin kendisi ise ilk fiyat listesinin tarihi olan 28 Nisan 1838’i resmî kuruluş günü sayar. Sonrasında şirketin başına geçen Günther Wagner ve damadı Fritz Beindorff, üretimi genişleterek markayı bugünkü kimliğine kavuşturmuşlardır.1 Ancak Pelikan’ın dolma kalem tarihindeki asıl dönüm noktası 1929’da yaşanır. Şirket, bazı kaynaklarda Macar mühendis Theodor Kovács tarafından geliştirdiği iddia edilen diferansiyel piston dolum mekanizmasının patentini2 (füllfederhalter mit durch schraubengetriebe bewegtem saugkolben) 16 Mart 1928’de devralır. Bu teknikle bir yıl sonra piyasaya sürdüğü ilk model olan Pelikan 100, dönemin mürekkep sızdıran, kullanışsız dolum sistemlerine karşı gerçek bir devrim yaratır.3 İşte elimdeki o krom nikel (CN) uçlu kalem, bu devrimin bir mirasçısıdır.
Pelikan markasının, dolma kalemlerinin uçlarında genellikle altın kullanmasına rağmen, bu kalemin ucunda krom nikel kullanılmasının da bir nedeni var elbet. Aslında bu, tasarımsal bir tercihten çok, dönemin siyasi ve ekonomik mecburiyetlerinin izini taşıyan önemli bir ayrıntıdır. 1938-1939 yıllarında, Nazi Almanya’sının savaş hazırlığı kapsamındaki döviz ve maden politikaları gereği altının yurt içinde satılan sıradan ürünlerde kullanılması menedilmiştir.4 Bu kapsamda altın uçlu kalemler de yalnızca döviz getiren ihracat pazarına ayrılmıştır. Pelikan da bu düzenlemeye uyarak, önce kısa bir süre paladyum, 1939’dan itibaren ise krom nikel uçları kullanmaya başlamıştır. Yani elimdeki bu kalem, bana ulaşana kadar geçirdiği onca yılın ve o karanlık dönemin bir tanığı olarak Hitler Almanya’sının savaş ekonomisinin bıraktığı maddi bir izi de taşıyordu.5

Şekil 2. Pelikan 100 (1929-1944) Old Style Dolma Kalem
Dönemin izini taşıyan bir diğer kalem ise Pelikan 400. Danley’nin (2019) aktardığına göre, Pelikan’ın kendi arşivinde bulunan kayıtlar, bu modelin tasarımının aslında 1939’da, yani II. Dünya Savaşı’nın eşiğinde başladığını gösteriyor. Ancak savaş, tasarım masasında bekleyen bu kalemi tam on bir yıl geciktirir. Kalem, 25 Mayıs 1950’de, Almanya’nın yeniden ayağa kalktığı sanayi patlamasının ortasında piyasaya çıkabilir. Yani elimdeki bu kalem de çizim aşamasında bir dünya savaşını, bir ülkenin yıkımını ve yeniden doğuşunu izlemiş, ancak barışın gölgesinde vücut bulabilmiştir.6

Şekil 3. Pelikan 400 (1950-1956) Old Style Dolma Kalem
Bunu öğrendiğimde, kalemle aramda tarihin derinliklerinde kurulmuş bir bağ keşfettim. Bu bağ, onu her elime aldığımda sanki tarihe dokunuyormuşum gibi bir hisle beni büyülüyor. Hâlâ da büyülüyor, diyebilirim. Bir kaleme bu kadar değer vermek, belki bazılarına aşırı bir anlam yükleme gibi görünebilir ama ben, acı dolu bir dönemin gölgesinde tasarlanmış, yılları aşıp bugüne dimdik ulaşmış bir kalemi elimde taşımaktan derin bir haz duyuyorum.
Düşündükçe fark ediyorum ki bu haz, aslında en başta söylediğim şeyle aynı yere çıkıyor: Ben bu kalemlerin sahibi değilim, yalnızca emanetçisiyim. Beş liralık o ilk kalem de üstünde bir savaşın izini taşıyan bu Pelikanlar da benden önce başka ellerden geçti, benden sonra da başka ellere geçecek. Belki de dolma kalem aracılığıyla zamanın kendisiyle sessiz bir anlaşma kuruyorum: Onu bir süreliğine taşımak, ona iyi bakmak ve sırası geldiğinde bırakmayı bilmek. Her uç temizliği, her mürekkep lekesi bizi o eşyanın geçmişine biraz daha yakınlaştırır.
Belki de çağın hızına ve bu hızla birlikte unutulanlara karşı, kâğıda kazınan satırlar eşliğinde bir hatırlama biçimi bu. Ben, tarihin acı yüklü sayfalarının yanı başında dimdik duran, yılları aşarak bana ulaşan bu kalemleri taşımaktan ve zamanı geldiğinde bir sonraki ele emanet etmekten pek mesrûrum. Peki ya siz? Bu hızlı tüketim çağında, sizin çağa tutunma biçiminiz nedir?
Dipnotlar
- Pelikan Holding AG. (t.y.). Our history. Pelikan. https://www.pelikan.com/int/brand/our-history.html Erişim Tarihi: 16 Eylül 2026. ↑
- Deutsches Patent- und Markenamt. (t.y.). Patentschrift K 100939 — “Füllfederhalter mit durch Schraubengetriebe bewegtem Saugkolben” (Diferansiyel piston dolum sistemi) (Anmeldedatum: 29.09.1926, Veröffentlichungsdatum: 16.03.1928). DEPATISnet. https://depatisnet.dpma.de Erişim Tarihi: 17 Eylül 2026. ↑
- Danley, J. E. (2019, 1 Kasım). Where it all started: The transparent Pelikan fountain pen. The Pelikan’s Perch. 1 https://thepelikansperch.com/2019/11/01/pelikan-1929-transparent-fountain-pen/ Erişim Tarihi: 16 Eylül 2026. ↑
- Tooze, A. (2006). The wages of destruction: The making and breaking of the Nazi economy. Allen Lane, s. 244–284. ↑
- Pelikan Collectibles. (t.y.). Pelikan nib units (screw-in since 1929). https://www.pelikan-collectibles.com/en/Pelikan/Nibs/Nib-units-since-1929/index.html Erişim Tarihi: 16 Eylül 2026. ↑
- Danley, J. E. (2019, 5 Mart). The Pelikan 400 and its many forms. The Pelikan's Perch. https://thepelikansperch.com/2019/03/05/pelikan-400-fountain-pen/ Erişim Tarihi: 16 Eylül 2026. ↑



Yorumlar (0)
Henüz onaylı yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
Yorum yaz