31 Ekim 2026 · Cumartesi
Yeni yazılar Müktesebat’ta
BAĞIMSIZ DÜŞÜNCE VE KÜLTÜR PLATFORMU
Müktesebat
Kitap değerlendirme·

Bir Baba ve Oğul Hatıratı: Bir Gün Daha Kal

Bir Baba ve Oğul Hatıratı: Bir Gün Daha Kal

Hatırat türü eserlerin okuyucuya iki yönden katkı sağladığı kanaatindeyim. İlk olarak okuyucu, hatıratın merkezinde yer alan kişiler hakkında bilgi edinme imkânına sahip olur. İkinci olarak anlatılanlar, okuyucunun kendi duygu ve düşünce dünyasına yönelik çıkarımlarda bulunmasına vesile olur. Diğer bir ifadeyle insan, bir başkasının hatıralarını okurken kendi hatıralarıyla da karşılaşır. Bahsedeceğim Bir Gün Daha Kal adlı kitabın da okuyanları kendi hayat hikâyeleriyle yeniden buluşturan bir eser olduğuna yürekten inanmaktayım.

Kitabın kahramanı ve aynı zamanda yazarı olan Prof. Dr. Şaban Öz’den bu hikâyenin bazı ayrıntılarını daha önce dinlemiş bir talebe olarak, anlatılanları iki kapak arasında okumak beni ziyadesiyle mutlu etti. Kitabı okuyacakların merakını canlı tutmak ve eseri kendilerinin keşfetmesine imkân sağlamak adına içeriğinden fazla söz etmek yerine bende uyandırdığı duygu ve düşünceler üzerinde durmak istiyorum.

Yine de şahsım adına, yazarın kullandığı “nimet olan insanlar” tabirinin kitabın en özel ibarelerinden biri olduğunu vurgulamak isterim. Nitekim yazarla birbirimizden habersiz kullandığımız bu ifadeyi, hoca-talebe ilişkisinin en somut tezahürlerinden biri olarak görüyorum.

Bir talebenin hocasının hayatına dair bilgi edinmesinin ona yalnızca ilmî ve akademik anlamda değil, hayatı anlamlandırma noktasında da önemli katkılar sağlayacağı kanaatindeyim.

Babasının yazarımıza miras bıraktığı şu sözlerin artık şahsımın da mirası olduğunu ifade etmeliyim: “Bak bir gün beni işimden atarlar, çoluk çocuğum aç kalır, beni hapse atarlar hatta beni öldürürler diye inandıklarını, düşündüklerini söylemezsen hakkım sana zehir zıkkım olsun. O gün benim kemiklerim sızlar. Sakın! Neye inanıyorsan neyi düşünüyorsan, inandığını düşündüğünü söyle, inandığın gibi düşündüğün gibi yaşa!”

Kitabı okurken yazarın hayatı ile kendi hayatım arasında bir köprü kurduğumu da belirtmeliyim. Bu köprü beni geçmişime götürdü. Yazarın babasıyla ilişkisi ve baba-oğulun birlikte geçirdikleri zaman içinde biriktirdikleri acı tatlı hatıralar beni hem duygulandırdı hem de sevindirdi. Böylece kendi hayat hikâyemi bir kez daha gözden geçirme fırsatı buldum.

Aslında duygularını ifade edemeyen, iletişim konusunda pek de iyi olmayan bir babanın kız çocuğu olarak içimde ne çok eksik kalmış, yaşanmamış duygu bulunduğunu fark ettim. Kitabın benim nazarımda kilit taşı tam da burasıydı. Çünkü her kitap, okuyucunun zihninde kendi bilgi, tecrübe ve yaşanmışlıkları ölçüsünde farklı duygular bırakır.

Beni sevindiren taraf ise yazarın, babası tarafından çok sevilen bir çocuk olarak yetişmesi ve aralarındaki gıpta edilecek ilişkiydi. Bir babanın oğluna duyduğu güven, ona verdiği destek ve koşulsuz sevgi, kanaatimce her çocuğun ebeveyninden görmek isteyeceği davranışlardır. Ancak acı gerçek şu ki bu duygular her çocuğa nasip ol(a)mıyor.

Belki kitabı okuyacak bazı kişiler, esere bu denli duygusal yaklaşmamı garipseyecektir. Oysa Bir Gün Daha Kal yalnızca duygusal bir anlatıdan ibaret değil. Kitabı okurken yer yer gülümsediğim, hatta kahkaha attığım pek çok bölüm de oldu. Buna yazarımızın çocukken matematikle olan imtihanını örnek verebilirim. Taksi çok para üstü verdiği için otobüs yerine taksiyi tercih etmenin kârlı olduğunu düşünmesi, okuyucunun yüzünde çocuksu bir tebessüm oluşturmaktadır.

Kitabın bende uyandırdığı bir diğer düşünce, geçmiş ile bugün arasında ister istemez yaptığım kıyas oldu. Değişen toplum, aile yapısı ve ekonomik şartlarla birlikte “Neyi kazandık, neyi kaybettik?” sorusunu düşünmeden edemedim. Yazarımızın babasının yaşadığı köyde söz sahibi ve değer verilen biri olması, kız istemeye onun eşliğinde gidilmesi gibi ayrıntılar o dönemin güven anlayışı hakkında okuyucuya ipuçları vermektedir. Nitekim modern dönemde değişen ve dönüşen toplumumuzun bu güven duygusunu kaybettiğini düşünmekteyim. Öyle ki kimse kimseye gözü kapalı kefil olamamaktadır.

Bunun yanında, eserin biçimsel açıdan dikkat çeken özelliklerinden biri de başlıklarıdır. Hatıraların merkezinde yer alan diyaloglardan seçilen bu başlıklar, geçmişin samimiyetini günümüze taşırken anlatılanların doğallığını da okuyucuya hissettiriyor. “Yağlı Ekmek”, “Sazlı Hüseyin”, “Müftünün Karısı” ve “Aha Geldi!” bu başlıklardan bazılarıdır.

Kitap, uzun betimlemelerden ve süslü ifadelerden uzak, sade ve akıcı bir dile sahiptir. Bu sadelik, anlatının akışını da olumlu yönde etkilemektedir. Okuyucu, anlatının dışına çıkmadan geçmişin samimiyetini kendi zihninde ve duygularında hissedebilmektedir.

Velhasıl-ı kelam, Bir Gün Daha Kal stresli geçen hayatıma farklı bir kapı aralayan, beni kendi geçmişime götüren ve hayatım üzerine yeniden düşünmemi sağlayan kıymetli bir kitap oldu. Kimi zaman tebessüm ettiren, kimi zaman hüzünlendiren, kimi zaman da insanı kendi hayatıyla yüzleştiren bu hatıratın her okuyucuda farklı bir iz bırakacağı kanaatindeyim. Belki de kitabın en güzel tarafı tam burada saklıdır: Bir başkasının hatıralarını okurken insanın kendi hatıralarıyla karşılaşması…

Yazar
Ruveyda Adıyaman
7 beğeni

Yorumlar (0)

Henüz onaylı yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Yorum yaz

E-posta adresiniz yayımlanmaz; yalnız moderasyon ve gerektiğinde sizinle iletişim için kullanılır. IP adresiniz ham hâliyle değil, geri çevrilemez bir özet olarak saklanır. Ayrıntılar: Aydınlatma Metni.