14 Eylül 2026 · Pazartesi
Yeni yazılar Müktesebat’ta
BAĞIMSIZ DÜŞÜNCE VE KÜLTÜR PLATFORMU
Müktesebat
Düşünce·

Post-Modern Zamanlarda Sevgi Değişti Mi?

Sahi, eski sevgiler mi daha gerçekti, yeni sevgiler mi ?

Post-Modern Zamanlarda Sevgi Değişti Mi?

İnsan, kendi varlığına anlam arayan bir canlıdır. Bu arayış yolculuğunda karşımıza çıkan, bizi biz yapan en güçlü kurucu unsurlardan biri de şüphesiz sevgidir. Ancak 21. yüzyılın getirdiği modern yaşam, insanı zaman zaman kendi özüne yabancılaştırırken sevgiyi de bu dönüşümün dışında bırakmamıştır. Bugün sevgi üzerine kurduğumuz anlayış, ne yazık ki varlığımızı taçlandıran bir yücelik olmaktan çıkıp içimizdeki o dipsiz, karanlık hiçliği kapatmaya çalıştığımız panik dolu bir çabaya dönüşebilmektedir.

Modern insanın ruhunu en derinden kanatan ironi tam da burada saklıdır: Var olmak için sevgiye muhtaç olan insan, varlığını korumak adına sevmeyi giderek zorlaştırmaktadır. Sevgiyi varoluşunun şartlarından biri sayan fakat onu yaşamamak için sürekli savunma mekanizmaları üreten insan, kendi trajedisinin hem senaristi hem de oyuncusuna dönüşür. Bu trajik tiyatronun sahnesi ise her gün biraz daha soğuyan modern dünyanın ta kendisidir.

Bugünkü sevgi anlayışının karşısında, geçmişin edebî ve tasavvufi alıntılarında sevgi daha derin ve anlamlı bir bağ olarak karşımıza çıkar. Sevgi, bencil sınırlardan sıyrılıp insanın kendisinden daha büyük bir anlam aramasını sağlayan bir güç olarak görülürdü. Fuzûlî, “Aşk imiş her ne var âlemde / İlim bir kîyl-ü kâl imiş ancak” derken aşkı varlığın ve bilginin merkezine yerleştiriyordu. Mevlânâ da sevgiyi insanı dönüştüren, kusurları aşmaya ve yeniden doğuşa imkân veren bir güç olarak ele alıyordu. Bu geleneğin bilgeleri için sevmek, hesapsızca bir adanıştı; incinmeyi göze almak, hatta o acıyla olgunlaşmaktı.

Eskilerin sabırla, sadakatle ve gözyaşıyla büyüttüğü o köklü çınarlar, bugün yerini saksıda kuruyan süs bitkilerine bırakmış gibidir. Eskiden sevgi bir “olma” ve “adanma” meselesi olarak anlatılırken bugün çoğu zaman bir “sahip olma” ve “tüketme” hırsına dönüşüyor. İçimizi en çok acıtan da belki bu dönüşümün yarattığı derin uçurumdur. Onlar için sevgi, insanın kendisini aşmasının bir yoluydu. Sevdikçe özgürleşir ve genişlerdi; bizler ise sevdikçe daralıyoruz.

Eskilerin dünyasında sevgi, insanın göğsünde usulca ağırladığı, ruhunun en derin köşesinde kutsal bir emanet gibi büyüttüğü bir mucizeydi. Sevdiklerini dışarıdan seyretmez, o duyguyu doğrudan içine alır; onunla yıkanır, onunla nefes alırlardı. Günümüz dünyasında ise sevgiyi yüreğin derinliklerinde ağırlamak yerine, vitrinlerde sergilenen lüks bir eşya gibi tüketiyoruz. Sevgiyi içimize alıp onunla bütünleşmek yerine, onu sınırları belli, kuralları katı bir pazarlığa dönüştürüyoruz.

Bu anlayışta aşk yolunda çekilen her cefa, insanın kendi hiçliğiyle yüzleşmesini ve gerçek varlığına ulaşmasını sağlayan kutsal bir basamaktı. Sevilen uğruna katlanılan her zorluk, kalpteki bencil istekleri ve kibri eriten bir ateş gibiydi. İnsan bu yolda acı çektikçe “ben” demekten vazgeçer, “sen” olmanın o uçsuz bucaksız güzelliğine ulaşırdı. Kendi varlığını ve hırslarını aşkın içinde eritebilenler, aslında dünyadaki en büyük ve en gerçek özgürlüğü bulduklarına inanırlardı. İşte bu yüzden eskiler cefadan kaçmaz, aksine onu ruhu arındıran bir dokunuş gibi bağırlarına basarlardı.

Günümüz sevgileri ise ne yazık ki çoğu zaman derin değil, yüzeysel; sabırlı değil, sabırsız; ağır ağır olgunlaşan değil, aceleci. Çünkü her şeyin anında ve zahmetsizce elde edilmesinin beklendiği bir çağda insan, aşkın getirdiği emeği ve fedakârlığı bir yük olarak görebiliyor. Ruhun derinleşmesi için gereken o çileli yolculuktan kaçarken, aslında özgürlüğünü de elinden kaçırdığının farkına varmıyor. Tam da bu yüzden insan artık beklemeyi, olgunlaşmayı ve bir bağın zamanla derinleşmesini göze alamıyor; zamanın ruhuna yenilerek kendi elleriyle kalbini sığlaştırıyor.

Oysa gerçek sevgi, tam da o bekleyişin ve sabrın içinde olgunlaşıyor. Şimdi ise sabırsızlığımız yüzünden pek çok bağ daha kök salmadan kopuyor. Belki de tam bu yüzden bugünün sevgileri çoğu zaman ne kalıcı bir iz bırakıyor ne de gerçek bir dönüşüme kapı aralıyor.

Yazar
Kevser Topçuoğlu
31 beğeni

Yorumlar (0)

Henüz onaylı yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Yorum yaz

Moderasyon sonrası yayımlanır · e-posta adresiniz gizli kalır.