Bilgiyi, düşünceyi ve insan sözünün gücünü göstermek için
Müktesebat’ın yayın hayatına başlamasının heyecanını yaşıyoruz. İstekli ve heyecanlı bir kadroyla uzun bir yola çıkıyoruz. Bir yayın mecrasının yalnızca kurulmakla değil; emek, üretim, nitelik ve süreklilikle var olabileceğini biliyoruz. Bu nedenle mütevazı fakat uzun vadeli bir başlangıç yapmak istiyoruz.
“Müktesebat”; edinilen, kazanılan ve zaman içerisinde biriken bilgiler anlamına geliyor. Biz de bu ismi seçerken yalnızca geçmişten devraldığımız bilgi ve düşünceleri değil, bugün üretilen ve geleceğe bırakılacak birikimi de düşündük. Çünkü müktesebat, sadece sahip olduğumuz bilgilerden değil; okuduklarımızdan, yazdıklarımızdan, yaşadıklarımızdan, tartıştıklarımızdan ve birbirimize aktardıklarımızdan oluşuyor.
Müktesebat; düşünce, insan, toplum, din ve ilahiyat, bilim ve teknoloji, sanat ve edebiyat alanlarında yayın yapmayı amaçlayan bağımsız bir mecradır. Burada yalnızca yazılı metinler değil; podcastler, söyleşiler, videolar, tematik dosyalar ve farklı yayın dizileri de yer alacak. Akademik birikimi geniş okurla buluşturmak, farklı alanlardan insanları bir düşünce masasında bir araya getirmek istiyoruz.
Gündemi tamamen dışarıda bırakmayacağız. Ancak yalnızca günlük tartışmaların peşinden giden, birkaç gün sonra değerini kaybeden içerikler üretmek de istemiyoruz. Güncel meseleleri ele alırken onların arkasındaki daha temel soruları görmeye; yıllar sonra da okunabilecek, dinlenebilecek ve izlenebilecek yayınlar hazırlamaya çalışacağız. En önemli sorundan yola çıkarak imkân oluşturmaya, bugünün meselelerinden yola çıkarak bir inşa süreci oluşturmayı hedefliyoruz.
Yapay zekâ çağında neden yazmalıyız?
Müktesebat’ın ortaya çıktığı dönem, bilgi üretiminin ve bilgiye ulaşma biçimimizin hızlı bir şekilde değiştiği bir dönemdir. Özellikle yapay zekâ araçları, insanların bilgiye ulaşma alışkanlıklarını köklü biçimde dönüştürüyor.
Bugün yapay zekâ araçları bilgi üretirken başlıca iki zemine dayanıyor. Birincisi, daha önce eğitildikleri büyük veriler; ikincisi ise ihtiyaç duyulduğunda web siteleri, veri tabanları ve kullanıcı tarafından sunulan belgeler üzerinde yaptığı taramalardır. Fakat bir yapay zekâ sisteminin birkaç internet kaynağını bir araya getirmesi, verdiği bilginin kendiliğinden doğrulandığı anlamına gelmez. Sonuçta o kaynakların önemli bir kısmı yine insanlar tarafından yazılan kitaplardan, makalelerden, haberlerden, bloglardan ve web sitelerinden oluşuyor.
Burada önemli bir telif ve emek problemi ortaya çıkıyor; çünkü yazarlar, yayıncılar ve medya kuruluşları eserlerinin yapay zekâ sistemlerinin eğitiminde izinsiz kullanıldığını ileri sürüyor. ABD Telif Hakları Ofisinin de dikkat çektiği gibi mesele yalnızca teknolojik değil; yenilik ile üretim ve yayın ekosisteminin korunması arasında denge kurulmasını gerektiren bir telif, mülkiyet, adalet ve ahlak meselesidir.
Meselenin ikinci boyutu ise daha derindir. Yapay zekâ araçları yaygınlaştıkça insanlar bir konuda bilgi edinmek için doğrudan web sitelerine gitmek yerine sorularını yapay zekâya yöneltiyor. Böylece cevabı alıyor fakat çoğu zaman o cevabın verilmesine katkı sağlayan yazarı, kitabı, makaleyi veya internet sitesini görmüyor.
Bu kaygı yalnızca bir varsayımdan ibaret değildir; Pew Research Center’ın 2025 tarihli araştırmasına göre Google’da yapay zekâ özeti gören kullanıcıların kaynak sitelere tıklama oranı yüzde 8’de kalırken, özet bulunmayan aramalarda bu oran yüzde 15’tir. Yapay zekâ özetindeki kaynak bağlantılarına tıklama oranının yalnızca yüzde 1 olması da kullanıcıların giderek asıl kaynaklardan uzaklaştığını göstermektedir.
Kendi hâlinde blog yazan bir insan, “İnsanlar artık buraya gelmeyecekse ben neden yazayım?” diye düşünebilir. Bir araştırmacı, yazar veya bağımsız yayıncı da aynı soruyu sorabilir. İnsanlar üretmekten vazgeçer, özgün ve nitelikli kaynaklar azalırsa bundan yalnızca internet siteleri zarar görmeyecektir. Yapay zekânın beslendiği bilgi ekosistemi de zamanla zayıflayacaktır.
Burada önemli bir paradoks ortaya çıkıyor: Yapay zekâ, nitelikli insan üretimi bilgiye ihtiyaç duyuyor; fakat aynı zamanda o bilginin üretildiği sitelerin görünürlüğünü ve üreticilerin motivasyonunu azaltabiliyor. İnternet giderek birbirini tekrar eden yapay zekâ metinleriyle dolarsa yapay zekâ sistemleri de bir noktadan sonra insanın özgün üretimi yerine başka yapay zekâların ürettiği metinlerle beslenmeye başlayabilir. Araştırmalarda “model çökmesi” olarak adlandırılan bu risk, yapay zekâ sistemlerinin sürekli olarak başka yapay zekâların ürettiği içeriklerle eğitilmesi hâlinde zamanla bilgi çeşitliliğini ve doğruluğunu kaybedebileceğini iddia ediyor. Bu kaçınılmaz bir sonuç değildir; fakat insan üretimi, güvenilir ve özgün kaynakların neden korunması gerektiğini göstermektedir.
Bu nedenle yapay zekâ çağında “Yazmaya ne gerek var?” demek yerine, “Nitelikli insan üretimini nasıl sürdürebiliriz?” diye sormamız gerekiyor. Yapay zekâ insanın yazmasını gereksiz hâle getirmiyor. Aksine, kimin tarafından üretildiği belli olan, kaynağı gösterilebilen, sorumluluğu üstlenilmiş ve yaşanmış deneyime dayanan metinleri daha değerli hâle getiriyor.
Müktesebat da bu insan üretimi bilgi ekosistemine mütevazı bir katkıda bulunmak istiyor.
Deneyimli yazarlar ve genç kalemler
Müktesebat’ta deneyimli akademisyenlerin, yazarların ve alan uzmanlarının birikimlerinden faydalanıyoruz. Bunun yanında yazmaya ilgi duyan, söyleyecek sözü bulunan ve kendisini geliştirmek isteyen kişilere ve gençlere de yer açmayı önemsiyoruz.
İlkokuldan ortaokula, liseden üniversiteye, meslek yüksekokulundan lisansüstü eğitime kadar farklı yaş ve eğitim düzeylerinden insanların yazıyla ilişki kurmasını istiyoruz. Çünkü yazma alışkanlığı bir anda gelişmiyor. İnsan okuyarak, düşünerek, deneyerek, yanlış yaparak ve yeniden yazarak gelişiyor. Bu bağlamda “okuyarak yazmayı” önemsiyoruz.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Bir ilkokul öğrencisinin hikâyesiyle bir akademisyenin inceleme yazısını aynı ölçütlerle değerlendirmek doğru değildir. Fakat ikisinin sözünü de kendi bağlamı içerisinde ciddiye almak mümkündür. Bu nedenle genç yazarların veya daha yeni yazmaya başlayanların metinlerini yaşlarına, eğitim düzeylerine ve yazı türlerine uygun biçimde değerlendirmeyi; onları yalnızca yayımlamayı değil, editoryal geri bildirimlerle geliştirmeyi amaçlıyoruz.
İlkokul ve ortaokul düzeyindeki çocukların katkıları ayrı bir güven ve editoryal hassasiyetle, velilerinin bilgisi ve izniyle ele alınmaktadır. Çocukların yerine yetişkinlerin veya yapay zekânın yazdığı kusursuz görünen metinlerden ziyade, onların kendi kelimelerini, gözlemlerini ve dünyaya bakışlarını önemsiyoruz. Çünkü genç kalemlere yer vermenin amacı hazır ve pürüzsüz metinler elde etmek değil; düşünen, okuyan ve zamanla kendini bulan insanlar yetişmesine katkıda bulunmaktır.
Burada her yazının doğrudan yayımlanacağı bir yapı kurmuyoruz. Böyle bir yaklaşım ne yazara ne de okura fayda sağlar. Bunun yerine çaba gösteren, öğrenmeye açık olan ve Müktesebat’ın yayın ilkelerini paylaşan herkese adil bir değerlendirme ve gelişme imkânı sunmak istiyoruz.
“Farklı kalemler, ortak bir fikrî ciddiyet” sözünü bu nedenle benimsiyoruz. Farklı düşünceler, farklı yaşlar, farklı disiplinler ve farklı hayat tecrübeleri aynı olmak zorunda değildir. Fakat ortaya konulan sözün belirli bir sorumluluk, emek ve ciddiyet taşımasını beklemek mümkündür.
Müktesebat’la biz ilk adımı atıyoruz. Önümüzde uzun bir yol bulunduğunun farkındayız. Müktesebat’ın zaman içerisinde yazarları, okurları, dinleyicileri ve izleyicileriyle gelişmesini; yeni düşüncelere, yeni sorulara ve yeni insanlara alan açmasını istiyoruz. Amacımız şikâyet kültürünü bir kenara bırakıp, sorunlardan yola çıkarak imkân ve inşanın mümkün olduğunu göstermektir. Bu çıktığımız yolun hepimiz için güzel ve verimli olmasını diliyoruz. Okuyan, düşünen, yazan, dinleyen, izleyen ve söyleyecek sözü bulunan herkesi bu birikime katkıda bulunmaya davet ediyoruz.
Müktesebat’a hoş geldiniz.

Yorumlar (0)
Henüz onaylı yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
Yorum yaz