Hırvatistan'dan geçenler bilir; düzgün yolları ve düzenli yapılarıyla Balkanlar'da Orta Avrupa havasının en belirgin biçimde hissedildiği ülkelerden biridir. Uzun yıllar Habsburg ve ardından Avusturya-Macaristan hâkimiyetinde kalan Hırvatistan, mimarisi ve gündelik hayatın düzeniyle bir Orta Avrupa ülkesi görünümündedir.
Osijek de bu ülkenin karakterini yansıtan şehirlerinden biri. İç kesimlerde yer alan bu şehir, Avrupa’nın refahını hissettiriyor. Geniş ve düzenli caddeleri, iyi korunmuş tarihî yapıları ve geniş kamusal alanlarıyla “Yaşanası bir şehir!” diye düşündürüyor. Şehrin içinden geçen Drava Nehri de klasik Orta Avrupa şehri atmosferini güçlendiriyor. Nehir kıyısında kilometrelerce uzanan yürüyüş parkuru, düzenli parklar ve bakımlı çimlerle kaplı piknik alanları bu izlenimi tamamlıyor.
Müreffeh Bir Avrupalı!
Birçok şehirde ilk intibanızı edindikten sonra şehir, size farklı yönlerini gösterip ilk fikrinizi değiştirmeye zorlar. Biz Osijek’te bu değişimi bir üniversite binasında fark etmeye başladık. Görkemli rektörlük binasında ve çevresindeki tarihî yapılarda Avrupa atmosferini hissederken dikkatimizi fakülte duvarlarındaki Hırvatça “kat” kelimesi çekti. Türkçedekiyle aynı anlamdaymış. Belli ki “kat” kelimesi bir şekilde ortak olmuştu ama nasıl?
Ziyaret ettiğimiz fakültenin adı kısaltma hâlinde kullanılıyor: “FERIT”. Bizi ağırlayan hocaya gülerek “Ferit bir Türk erkek ismi!” dedim. Hiç şaşırmadan “Evet, biliyorum.” dedi. Türkiye’de bile artık çok duyulmayan bu ismi nereden bilebilirdi ki? Sordum. Bir Türk dizisinin baş karakteri Ferit’miş. Türk dizileri çok izleniyormuş. Türkiye’den çok da uzakta olmadığımız hissine kapılmaya başlamıştık.
Köken olarak bir Güney Slav dili olan Hırvatçada Türkçeden geçmiş binlerce kelime bulunuyor. Düşündükçe aklıma yıllar önce okuduğum, Hırvatçada Türkçe kökenli kelimeleri azaltmaya yönelik dil arındırma çabalarıyla ilgili bir haber geldi. Belli ki dildeki tarihsel etkileşimin boyutu küçümsenecek gibi değildi.
Ne Kadar Müreffeh? Ne Kadar Avrupalı?
Dildeki bu yakınlık aslında ortak tarihten geliyor. Osijek, bir buçuk asırdan uzun süre Osmanlı hâkimiyetinde kalmış. Bize Avrupai gelen Drava Nehri üzerinde, nehri ve çevredeki bataklıkları aşan yaklaşık 7 kilometrelik ahşap bir Osmanlı köprüsü varmış. Bugün ayakta olmayan bu köprü, 16. yüzyılın dikkat çekici mühendislik yapılarından biriymiş. Mohaç Seferi sırasında fethedilen şehir, Osmanlı’nın en güçlü zamanlarına bir Osmanlı şehri olarak tanıklık etmiş; devletin eski gücünü kaybetmeye başladığı yıllarda ise elden çıkmış.
Osijek’in bize görünen Avrupalı yüzü böylece başka bir hâl aldı. Ancak şehrin duygularımızı sarsan hikâyeleri de vardı. İlk görüşte “Yaşanası bir şehir!” dediğimiz yer, çok değil 35 yıl önce kanlı bir savaşın tam ortasındaymış. 1991’de şehir ağır saldırılara maruz kalmış, bu caddelerde insanlar hayatını kaybetmiş. Yugoslavya’nın kanlı dağılma süreci, 1990’lı yıllarda bu şehri de derinden sarsmış ve ardında ağır acılar bırakmış.
Drava Nehri’nin kıyısında bugün insanlar keyifli yürüyüşler yapıyor; oysa 35 yıl önce burada savaşın en ağır günleri yaşanıyordu. Aynı nehir, yüzyıllar önce Osmanlı döneminin insanlarına da tanıklık ediyordu. Drava belki binlerce yıldır sessizce akıyor. Ama kıyısındaki şehir, yıkımlar ve yeniden kuruluşlarla dönüşüp duruyor.

Yorumlar (0)
Henüz onaylı yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
Yorum yaz