Ülkemizde manevi danışmanlık ve rehberlik (MDR) hizmeti 2015 yılından bu yana hastanelerde kurumsal olarak yürütülmektedir. On yılı aşan bu süreçte sahadaki profesyoneller eliyle binlerce hastaya, hasta yakınına ve bittabi binlerce benzersiz insan hikâyesine temas edildi. Manevi danışmanlar, başta palyatif bakım, onkoloji ve yoğun bakım servisleri olmak üzere sağlık tesislerindeki ihtiyaç sahiplerine ve hastane personeline manevi destek sunar. Kimi zaman acının anlamlandırılmasına eşlik eden bu süreç, kimi zaman kayıp, ölüm, suçluluk ve çaresizlik gibi insanın en temel varoluşsal meseleleriyle yüzleştiği anlarda ona eşlik etmeyi gerektirir.
Ne var ki MDR alanının sıhhatli bir gelişim gösterebilmesi için hâlâ iyileştirilmeye ihtiyaç duyduğu hususlar bulunuyor. Bana göre bunların başında, akademik bilgi ile saha tecrübesi arasındaki mesafe gelir. Bugüne kadar manevi danışmanlık literatürüne çok sayıda makale, kitap ve akademik çalışma kazandırıldı. Bununla birlikte alandaki akademik üretimin vaka tecrübesiyle ve sahada karşılaşılan somut problemlerle ne ölçüde temas ettiği ise hâlâ tartışılması gereken bir meseledir.
Sahaya adım attığım ilk günlerden itibaren kendime şu soruyu sık sık sordum: Klinik psikoloji gibi uygulamalı alanlarda vaka, uygulama ve süpervizyon eğitimin ayrılmaz bir parçasıyken, manevi danışmanlık eğitimlerinde saha tecrübesi neden aynı ölçüde merkezi bir konuma sahip değil? Elbette bu soruya verilebilecek makul cevaplar var. Her şeyden önce MDR, ülkemizde henüz genç sayılabilecek bir hizmet alanı. Dolayısıyla hem akademinin hem de sahanın kendi geleneğini oluşturması belirli bir zaman istiyor. Zaman zaman sahada yetişmiş ve akademik üretimde bulunan yeni isimlerin ortaya çıkması ümit verici olsa da meselenin bu tarafı özeleştiri yapmamıza engel olmamalı.
Yıllardır manevi danışmanlığın teorik çerçevesine, sınırlarına, yöntemlerine ve ne olup ne olmadığına ilişkin eğitimler dinliyor, metinler okuyoruz. Fakat iş sahada bir insanla yüz yüze gelmeye geldiğinde teorik çerçevenin her zaman sahanın yalın gerçekliğini karşılamadığını görüyoruz. Çünkü karşınızda bazen ölümün eşiğindeki bir hasta, bazen çocuğunu kaybetmiş bir anne, bazen hastalığının anlamını sorgulayan bir genç, bazen de yıllardır inandığı Tanrı’dan şüphe duyan bir insan oturuyor. Böyle anlarda teorik bilginin nerede duracağı, hangi sorunun sorulacağı, ne zaman konuşulacağı ve belki daha da önemlisi ne zaman susulacağı yalnızca kitaplardan öğrenilemiyor.
Beş yıllık hastane manevi danışmanlığı tecrübemin bana öğrettiği en önemli hususlardan biri bu oldu. Bu nedenle MDR eğitimindeki temel ihtiyaçlardan birinin teorik bilginin daha yoğun vaka tecrübesi ve nitelikli süpervizyon süreçleriyle buluşturulması olduğunu düşünüyorum. Zira insanın acısına profesyonel olarak eşlik etmek, yalnızca “ne yapılması gerektiğini” bilmekten ibaret değildir. Bazen ne yapılmaması gerektiğini öğrenmek bile uzun bir saha tecrübesinin neticesidir.
Bu tespiti yaparken herhangi bir disipliner taassuba kapılmak ya da akademik birikimi küçümsemek niyetinde değilim. Aksine mesele tam da akademi ile sahanın birbirini besleyebilmesidir. Sahada aktif çalışan manevi danışmanlara akademik düzlemde daha fazla alan açılması, gerçek vakaların etik ilkeler çerçevesinde tartışıldığı vaka analizlerinin çoğalması ve nitelikli süpervizyon mekanizmalarının eğitimin merkezine yerleştirilmesi, alanın geleceği açısından oldukça önemlidir.
Elbette hakkını teslim etmemiz gereken kıymetli çalışmalar da var. Örneğin Doç. Dr. Zuhal Ağılkaya-Şahin’in Manevi Bakım ve Danışmanlık adlı eseri, teori ile uygulama arasındaki ilişkiyi gözetmesi ve sahadan beslenen örneklere yer vermesi bakımından alanda görev yapan manevi danışmanlar için önemli bir başvuru kaynağı niteliğindedir. Nitekim manevi danışmanlığın yetkinleşmesi, nihayetinde teori ile pratiğin birbiriyle konuşabilmesiyle mümkündür. Akademinin sahaya, sahanın da akademiye söyleyecek sözü var. Belki bugün ihtiyacımız olan şey, bu iki dünyanın birbirine biraz daha fazla kulak vermesidir.
Müktesebat’taki bu ilk yazımla buzdağının henüz görünmeyen kısmına dikkat çekmek istedim. Sonraki yazılarda ise biraz daha derine inmeyi; sizleri hastane koridorlarında, hasta odalarında, yoğun bakım kapılarında dolaştırmayı ve akademik metinlere çoğu zaman sığmayan saha tecrübelerimi paylaşmayı hedefliyorum. Bir nevi, “Bir Manevi Danışmanın Günlüğü”nden satırları birlikte okuyacağız.

Yorumlar (0)
Henüz onaylı yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
Yorum yaz