31 Ekim 2026 · Cumartesi
Yeni yazılar Müktesebat’ta
BAĞIMSIZ DÜŞÜNCE VE KÜLTÜR PLATFORMU
Müktesebat
Psikoloji·

Rüyaların Anlam Yolculuğu

Rüyaların Anlam Yolculuğu

Bedenin dış dünyayla bağını kopardığı, bizlere farklı bir âlemin kapılarını aralayan rüyalar insan üzerinde büyüleyici bir etki bırakır. Geçmişten günümüze gizemini koruyan bu deneyim kimi zaman gelecekten bir haber, kimi zaman ilahi bir uyarı, kimi zaman ise yalnızca içsel bir korkunun yansıması olarak görülmüştür. İnsan, yaşamında şahit olduğu her olayı anlamlandırmaya çalıştığı gibi, gizemli bir yerden kendisine göz kırpan rüyaların da anlamının peşine düşmüştür. Bu açıdan rüyaların psikolojik ve tarihsel süreçte nasıl ele alındığını, İslami düşüncede nasıl bir karşılık bulduğunu bilmek önemlidir.

Tarihin uzun bir dönemi boyunca mistik/gizemli bir deneyim olarak addedilen rüyalar, 20. yüzyılın başlarına gelindiğinde psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’un “Düşlerin Yorumu” adlı dikkat çekici eseriyle psikolojinin ana konularından biri hâline gelmiştir. Freud, rüyaların bilinçdışı sebepleri üzerinde durmuş ve rüyayı bastırılmış arzuların dışavurumu olarak tanımlamıştır. Ona göre rüyada görülen sembollerin anlamlarını çözmek, kişinin iç dünyasını anlamaya yardımcı olacaktır.

Rüya konusu ele alındığında akla gelen bir diğer isim Carl Gustav Jung’dur. Jung’un ifade ettiği üzere rüyalar, onun hayatını yönlendiren bir pusula olmuştur. Freud’un kaleme aldığı Düşlerin Yorumu, rüyaların dilini çözmeye çalışan Jung’ın dikkatini çekmiş ve Freud’a hayranlık duymasına yol açmıştır. Ancak bu iki ismin rüyalara bakış açısı birbirinden farklıdır. Freud rüyayı problemlerin ve bastırılmış arzuların belirtisi olarak görürken Jung, rüyayı ruhsal büyümenin ve iyileşmenin bir aracı olarak görmüştür. Jung, Freud ile kıyaslandığında rüyalara daha anlamlı/kutsal bir boyut katmıştır. Freud’un indirgemeci yaklaşımına karşın Jung, antik ve dinî gelenekteki rüya anlayışına daha yakın bir çizgidedir. Bu nedenle Jung’un rüyayı yalnızca bir tedavi aracı olarak değil, aynı zamanda insanın anlam arayışının bir parçası olarak gördüğü düşünülebilir.

Tarihsel sürece baktığımızda, Freud’la birlikte psikolojinin ana konularından biri hâline gelen rüyalara yönelik ilginin kökeninin ilk çağlara kadar uzandığı görülür. Modern, seküler insanın bakışıyla kıyaslandığında rüyalara atfedilen önem antik dünyada ve geleneksel toplumlarda daha fazladır. Rüyalarında gördüğü olayları ve sembolleri gelecekten bir haber, müjde ya da uyarı olarak yorumlayan insan, bunlara anlam verebilmek için rüya tabirlerine başvurmuştur. TDV İslam Ansiklopedisi’nde yer alan bilgilere göre rüya tabirleri konusundaki ilk eser milattan önce 5000’li yıllarda Asurlular tarafından yazılmıştır. Bu konuda günümüze ulaşan en eski eser ise British Museum’da saklanan ve milattan önce 2000 yıllarına ait olduğu tahmin edilen bir Mısır papirüsüdür. Burada 200 çeşit rüya tabirine yer verildiği bilinmektedir. Eski Mısır inancına göre, rüya gören kişileri uyarmak ve onların sorularına cevap vermekle görevli Serapis adında bir tanrı vardır; kâhinler ve rüya tabircileri de bu tanrıya ait tapınaklarda bulunmaktadır. Bu durum, kadim topluluklarda rüyalara atfedilen önemi gözler önüne sermektedir.

Kur’an-ı Kerim ve hadislerde de rüya kavramı yer almaktadır. Hz. İbrahim’in rüyasında oğlunu kurban etmesinin istenmesi (Sâffât Suresi, 102. ayet); Hz. Yusuf’un rüyasında on bir yıldızın, ayın ve güneşin kendisine secde ettiğini görmesi (Yusuf Suresi, 4. ayet); zindanda bulunduğu sırada yanındaki iki kişinin ve Mısır kralının rüyalarını yorumlaması (Yusuf Suresi, 36-49. ayetler); Hz. Muhammed’in gördüğü bir rüyanın doğru çıktığının ayetle bildirilmesi (Fetih Suresi, 27. ayet), Kur’an’daki rüya anlatılarına örnek gösterilebilir.

Hadislere bakıldığında, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) iyi rüyanın anlatılıp yorumlanmasını hoş karşıladığı, kötü rüyanın ise anlatılmasını önermediği görülmektedir. Rüya yorumuyla ilgili bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Rüya yorumlanmadığı sürece bir kuşun ayağı üzerindedir (istikrarsızdır). Yorumlandığı zaman ise düşer (o yorumlandığı şekilde gerçekleşir). Buna göre sizden herhangi bir kimse bir rüya görecek olursa onu ya kendisinin iyiliğini isteyen samimi birisine ya da (rüya tabirinden anlayan) âlim birisine anlatsın. Başkasına anlatmasın.” (Hâkim, Müstedrek, 4/391)

İslami literatürde rüyaların rahmani, şeytani ve nefsani olmak üzere üç ayrı kategoride değerlendirilmesi de yine Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bir hadisine dayanır: “Rüya üç kısımdır: Birincisi Allah’tan bir müjde olan salih/sadık rüya; ikincisi Şeytan’ın verdiği hüzün ve vesvese; üçüncüsü ise kişinin kendi kendine konuştuğu (içten geçirdiği) şeylerin rüyaya yansımasıdır…” (Buhârî, Ta‘bîr, 26; Müslim, Rü’yâ, 6)

İslami kaynaklarda rüya kavramının ele alınmış olması, inanan insan için rüyayı daha değerli bir konuma taşımıştır. Ayet ve hadislerde rüyalara yer verilse de bunlar, mahiyetleri gereği başkalarına doğrudan aktarılamayan ve doğrulanamayan tecrübeler olduğundan, İslami düşüncede bağlayıcı bir nitelik taşımaz ve hüküm kaynağı olarak görülmez. Rüya, gören kişinin dünyasına ait bireysel ve öznel bir tecrübedir. Antik dünyada toplumu yönlendiren bir kehanet aracı, psikolojik perspektifte insanın iç dünyasını anlamanın bir yolu, dinî gelenekte ise hem manevi bilgi kapısı hem de bağlayıcı olmayan bireysel bir tecrübe olarak görülen rüyalar, farklı alan ve disiplinlerde kendine yer bulmuş olsa da insan zihnindeki gizemini her zaman koruyacak gibi görünmektedir.

Yazar
Ronahi Akyürek
52 beğeni

Yorumlar (2)

  1. Buse

    Harika ve akıcı olmuş bayildim♡

  2. zeynep

    mükemmel ellerinize sağlık

Yorum yaz

E-posta adresiniz yayımlanmaz; yalnız moderasyon ve gerektiğinde sizinle iletişim için kullanılır. IP adresiniz ham hâliyle değil, geri çevrilemez bir özet olarak saklanır. Ayrıntılar: Aydınlatma Metni.