The Odyssey filmi, Homeros'un Odysseia adlı eserinin bir uyarlamasıdır. Bu destan, Troya (Truva) Savaşı'ndan sonra evine dönmeye çalışan Komutan ve İthaka Kralı Odysseus'un on yıl süren yolculuğunu anlatır. Normalde bir haftada bitecek olan yolculuk, belki de Odysseus’un isyanı veya kibri nedeniyle yıllar süren bir trajediye dönüşür. Eser, peş peşe devam eden basit maceralardan ziyade karmaşıklığı ve yoğunluğu ile bilinir. Bu kitapta Komutan Odysseus'un başından geçenler, İthaka'da kocasını yirmi yıl bekleyen Penelope'nin durumu, Troya Savaşı nedeniyle küçük yaşta bırakıp gittiği oğlu Telemakhos'un babasını arayışı, kahramanların inanç ikilemleri ve geçmişte yaşanan olaylar aynı anlatı içinde buluşur.
Edebi bir eser olarak Homeros'un Odysseia'sı, yalnızca bir kahramanın eve dönüş hikâyesi değildir. Odysseia, Troya Savaşı’nın ardından on yıl süren bir eve dönüşü; inancı, kaybı, mitolojik yaratıkları ve yabancı topraklarda ev sahibi ile konuk arasındaki ilişkinin sürekli sınandığı büyük bir yolculuğu anlatır. İş Bankası Kültür Yayınları baskısının önsözünde de ima edildiği üzere, bu eser bir destan olmasının yanı sıra bir bakıma psikolojik bir roman, sinematik bir hikâye niteliği de taşır. Gerçekten de Odysseia sinemaya, dolayısıyla harekete ve sahneye uygun bir eserdir. Fakat bu uygunluk, onun kolay bir şekilde filme uyarlanabileceği ifade etmez. Zira eserdeki metin çok yoğun, olaylar çok fazla, zaman akışı ise doğrusal değildir. Eserin her bölümü, komutan Odysseus'un ruh hali gibi gelgitlerle dolu olduğu gibi, bölümler arası bağlantılar da oldukça karmaşıktır.
2026 yılının en büyük olaylarından biri Christopher Nolan'ın bu eseri filme dönüştürmesi olabilir. The Odyssey filmi, eserdeki yoğunluğu ve karışıklığı büyük ölçüde korumayı tercih etmiş görünüyor. Film kimilerince eleştirilirken kimilerince yerlere göklere sığdırılamıyor. Fakat bunun ortasının bulunması gerekiyor. Çünkü filmin iyi olduğu kadar eleştiriye açık yönleri de bulunuyor. Filmde sanatsal ve görkemli sahneler var. Fakat görkemli sahneler seyirciyi büyülerken her zaman içine çekemiyor. Çünkü duyguları yansıtmakta zorluklar yaşanıyor. Destanı önceden bilmeyen biri, filmde bazı karakterlerin neden ortaya çıktığını ve kim olduğunu anlamayabiliyor. Mesela Athena karakteri gibi. Seyirci, Odysseus’un yolculuğundaki kimi zaman geçişlerinin ne anlama geldiğini anlayamadığı gibi takip etmekte de zorlanabilir. Bu da filmin değil metnin kusuru denebilir. Fakat yine de uyarlamanın bir işlevi de bu yoğunluğu seyirci için daha izlenebilir ve anlaşılır hale getirmektir. Film bazen bunu başarırken bazen de görüntünün gücüne güvenerek anlatının anlaşılmasını zorlaştırıyor.
Odysseia eserinde ölümlü kahramanların, insan olmasına bağlı zaaf, acziyet ve duygularını daha açık görebilirken filmde bunu net göremediğimiz yerler var. Özellikle Odysseus’un insani özelliklerine bağlı olarak on yıllık sürgün yaşaması, biraz da inançlarıyla çelişkilerinden kaynaklanır. Fakat film bu konuda oldukça kapalı ve muğlak davranmıştır. Odysseus’un kararı, gururu, kibri, askerlerinin hataları, zorlanmalarında içsel inanç sistemine eğilimi, filmde yeterince işlenememiş görünüyor. Özellikle ölümlü insan vurgusu, yani Odysseus’un psikolojik yönü filmde ihmal ediliyor. Sonuç olarak izleyici olayların neticesini görüyor ama kahramanların insani süreçlerini yeterince deneyimleyemiyor.
Nolan’ın bu filminin en güçlü tarafı görsel ve işitsel dünyasıdır. Sahneler büyük olduğu gibi epiktir de. Denizler, mağaralar, adalar ve savaş alanları yalnızca dekor değil, hikâyenin duygusunu taşıyan sanatsal mekânlara dönüştürülmüştür. Sinematografi yer yer bir tabloyu andırır. Filmi yalnızca hikâyesi için değil, sahnelerin görkemi için de izlemek mümkündür. Müzikler ise filmin en başarılı unsurlarından biridir. Özellikle sirenler bölümü müziği zannederim efsaneler arasına girecektir. Bu açıdan film aslında Homeros'un sözle anlattığını görselle ve müzikle yeniden üretmeye çabalıyor diyebiliriz.
Kitaptaki karışıklık ve macera bolluğu filmde parçalı ve yer yer postmodern sayılabilecek bir anlatım olarak aktarılıyor ve gösteriliyor. Geçmiş ile şimdi, hayal ile gerçek, ölümlü insan ile inanç arasındaki sınırlar zaman zaman muğlak hale gelebiliyor. Post-modern sinema severler için bu durum bir artı olarak görülebilir.
Filmde bazı karakterler ve sahneler daha ikna edici olabilir miydi? diye aklına geliyor insanın. Örneğin, oğul Telemakhos gereğinden fazla pasif gösterilmiştir. Oysa Odysseia destanı, yalnızca komutan Odysseus'un eve dönüşü değil, Telemakhos'un da dramıdır. Telemakhos'un arayışı ve değişimi yeterince işlenememiş gibi duruyor. Zira toplamda Telemakhos babasını yirmi yıl görememiştir.
Taliplerin öldürülmesi sahnesi de filmin ölçüsünü kaybettiği bölümlerden biri olarak ifade edilebilir. Bu hesaplaşma yalnızca bir çatışma veya kahramanın düşmanlarını ortadan kaldırması değildir. Film, sahneyi gereğinden fazla aksiyona dönüştürerek olayın ahlaki ve psikolojik ağırlığını ihmal ediyor.
Filmin uzun olması tartışılacaktır ve gereğinden uzun bulunabilir. Ancak Odysseia gibi büyük, yoğun ve karmaşık bir destanın bir filme sığdırılması neredeyse mümkün değildir. Üstelik bu uzunluğa rağmen kitaptaki bazı hikâyeler ve bölümler yine de dışarıda kalmak zorunda olmuştur. Bu açıdan hikâyenin büyüklüğü düşünüldüğünde filmin süresi makuldür diyebiliriz.
Sonuç olarak, The Odyssey filmi kusursuz ve dört başı mamur bir uyarlama değildir. Fakat Homeros'un dünyasını çağdaş sinemanın imkânlarıyla yeniden gösteren, kusurlarına rağmen görsel ve müzikal gücü yüksek bir filmdir. Destanı her yönüyle aktaramasa da insanın dramını, yolculuğun büyüklüğünü, tehlikesini ve eve dönüş arzusunu güçlü biçimde hissettiriyor. Neticede, insanı büyülemeyi ve etkilemeyi başarıyor.

Yorumlar (0)
Henüz onaylı yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
Yorum yaz