İnsan doğası iyi midir, kötü müdür? Bu soru felsefe, din ve psikolojinin en eski tartışma ve sorularından biridir. Çevrenizdeki insanlarla konuştuğunuzda göreceksiniz ki çoğu kişi "insan doğasının kötü olduğunu" söyleyecektir. Hollandalı tarihçi Rutger Bregman, Çoğu İnsan İyidir: Yeni Bir İnsanlık Tarihi adlı kitabında bu kadim soruya oldukça iddialı bir tezle cevap veriyor: İnsanlar, düşündüğümüz kadar kötü değildir; hatta çoğu insan temelde iyidir. Acaba biz de aynı fikirde miyiz?
Bu yazıda kitabın tanıtımını yapmayacağım, okumaya davet olması için kısaca bazı noktalara değineceğim. Bregman’a göre Batı düşüncesinde Machiavelli’den Hobbes’a, modern psikolojiden popüler kültüre kadar uzanan güçlü bir kötümser insan tasavvuru veya algısı vardır. İnsanların bencil, çıkarcı ve güvenilmez oldukları; onları kontrol altında tutan kurallar ve kurumlar ortadan kalktığında kolaylıkla şiddete ve kaosa yönelecekleri düşünülür. Bregman ise bunun insan doğasının bir gerçeği olmadığını aksine yüzyıllar boyunca tekrar edilerek güç kazanmış bir anlatı olduğunu savunur. Bunu savunusu belli bir sistematiğe dayanır. Felsefi metinlerden psikoloji deneylerine kadar "insanın doğasının kötü" olduğu fikrini tek tek çürütmeye çalışır. Bu yönüyle yazarın iddiası belli bir temele dayanır.
Kitabın en ilgi çekici taraflarından biri, doğru bildiğimiz bazı meşhur hikâyeleri yeniden incelemesidir. William Golding’in Sineklerin Tanrısı romanında ıssız bir adada kalan çocuklar kısa sürede şiddete yönelirken, Bregman 1960’larda gerçekten bir adada mahsur kalan altı çocuğun hikâyesini anlatır. Çocuklar yaklaşık on beş ay boyunca birbirleriyle savaşmak yerine iş birliği yapmış, yiyecek paylaşmış ve birlikte hayatta kalmayı başarmıştır. Bu yönüyle Sineklerin Tanrısı romanı çocukların doğasının kötü olduğunu anlatırken, bunun gerçek hayatla ilişkisi olmadığını gerçek Sineklerin Tanrısı olayıyla çürütür.
Bregman, psikoloji tarihinin meşhur çalışmalarına da aynı şüpheyle yaklaşır. Stanford Hapishane Deneyi, Milgram’ın itaat deneyleri ve Kitty Genovese vakası gibi insanın karanlık tarafının kanıtları olarak anlatılan örneklerin, sonradan ortaya çıkan yöntemsel sorunlarını ve eksik anlatılan yönlerini gündeme getirir.
Özellikle Stanford Hapishane Deneyi'ne yönelik eleştiriler konusunda Bregman’ın dayandığı zeminin önemli ölçüde güçlü olduğu söylenebilir. Özellikle bu deneyi yapan bilim insanlarının yıllar sonra insanın kötü olduğuna dair yanlılıklarının kanıtlandığını ortaya koyar. Bu deneyleri yapan bilim insanları, kötülüğün ilgi çekici yönünü özellikle eğilim göstermişlerdir.
Kitabın en güçlü yanı aynı zamanda en tartışmalı tarafıdır. Bregman, insan doğasına ilişkin kötümser anlatıların seçici olduğunu gösterirken zaman zaman kendisi de iyimser örnekleri seçmekle eleştirilebilir. İnsanların iş birliği yapmaya yatkın olmaları, onların her koşulda iyi davranacakları anlamına gelmez. Nitekim grup aidiyeti, dayanışma ve sadakat bazen başkalarına yönelik düşmanlığın da kaynağı olabilir. Bregman da bu problemi bütünüyle görmezden gelmez; ancak kitabın temel tezini güçlendirme isteği zaman zaman insan davranışının karmaşıklığını ikinci plana iter. Kitaba yöneltilen ciddi eleştirilerden biri de budur.
Belki de kitabın asıl değeri, “insan iyidir” tezini kesin biçimde kanıtlamasında değil, “insan kötüdür” varsayımının ne kadar sağlam olduğunu yeniden sorgulatmasındadır. Çünkü insan hakkındaki kabullerimiz yalnızca teorik değildir. İnsanların bencil olduğuna inanırsak güvensizlik üzerine; iş birliğine yatkın olduklarına inanırsak güven üzerine kurumlar inşa ederiz.
Bu nedenle Çoğu İnsan İyidir, insan doğası hakkında son sözü söyleyen bir kitap olarak değildir. Ancak insan hakkındaki yerleşik kötümserliğimizi sarsan güçlü bir eser olarak okunmayı hak ediyor. Belki de kitabın okura bıraktığı en önemli soru şudur:
İnsanların kötü olduğuna inandığımız için mi onlara güvenmiyoruz, yoksa onlara güvenmediğimiz için mi kötülük algımız devam edip gidiyor? Sahi sizce insanlar iyi midir yoksa kötü müdür?

Yorumlar (0)
Henüz onaylı yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
Yorum yaz