Tamamen başka bir kapı aç
Kalbin Unutulmuş Dili
Bu eser hiçbir ölçüye bakılmadan, arşivin tamamından rastlantıyla seçildi.
Birkaç gündür aynı cümle zihnimde dönüp duruyor:
“Bu, bunun ölçü birimi değil.”
Kardeşlerim konuşurken duydum bu cümleyi. Biri diğerine bir şeyi anlatıyordu, diğeri ise kullandığı ölçünün yanlış olduğunu söylüyordu: “Bu, onun ölçü birimi değil. Bununla onu ölçersen yanlış sonuçlar elde edersin.” Konuşma orada bitti. Ama cümle zihnimde bitmedi. Gündelik bir konuşmanın içinde, belki de üzerinde hiç durulmadan söylenmiş bu söz, beni uzun zamandır düşündüğüm bir meseleye götürdü: Ne kadar çok şeyi, kendisine ait olmayan ölçülerle değerlendirmeye çalışıyoruz.
Başarıyı sonuçla, insanı kazancıyla, sevgiyi karşılığıyla, zamanı verimliliğiyle, hayatı ise sahip olduklarımızla ölçüyoruz. Bir insanın değerini ne kadar ürettiğiyle, bir ilişkinin kıymetini bize ne kadar fayda sağladığıyla, bir hayatın anlamını ne kadar başarılı göründüğüyle belirlemeye çalışıyoruz. Üstelik çoğu zaman kullandığımız ölçünün gerçekten o şeye ait olup olmadığını sorgulamıyoruz.
Oysa her şeyin kendine özgü bir ölçüsü var. Daha doğrusu, bazı şeyleri anlamak için ölçmekten başka yollara da ihtiyacımız var. Bir çabanın karşılığını yalnızca sonucuna bakarak belirleyemeyiz. Bir insanın sahip olduklarını, başka birinin eksikliklerini tartmak için ölçü olarak kullanamayız. Para, bir insanın ekonomik imkânlarını gösterebilir ama değerini açıklayamaz. Verimlilik, yapılan işin miktarı hakkında fikir verebilir ama bir insanın nasıl bir hayat yaşadığını tek başına anlatamaz. Görünür olmak, var olmanın; başarıya ulaşmak da çaba göstermenin ölçüsü değildir.
Sorun nesnede değil, ölçüdedir. Bir cetvelle sıcaklığı, bir teraziyle zamanı ölçmeye çalıştığımızda yanılmamızın nedeni, kullandığımız araçların yetersizliğinden çok, onları yanlış yerde kullanmamızdır. Ölçü, ancak ölçmeye çalıştığımız şeyle anlamlı bir ilişki kurabildiğinde bize doğru bir bilgi sunar. Hayatın içinde de benzer bir yanılgıya düşüyoruz. Bir şeyi anlamak için elimizdeki ölçüye başvuruyor, ardından elde ettiğimiz sonucu o şeyin bütün gerçeğiymiş gibi kabul ediyoruz.
Belki de çağımızın önemli yanılgılarından biri, ölçülebilenin daha gerçek, sayılabilenin daha değerli olduğuna dair geliştirdiğimiz inançtır. Ölçmek, elbette başlı başına bir sorun değil. Bilimden gündelik yaşama kadar pek çok alanda ölçmeye, karşılaştırmaya ve hesaplamaya ihtiyaç duyuyoruz. Ancak ölçmenin sunduğu bilgiyi, ölçtüğümüz şeyin bütünüyle özdeşleştirdiğimizde başka bir sorun ortaya çıkıyor. Bir insanın emeğini yalnızca ortaya koyduğu sonuçla, bir ilişkinin değerini yalnızca bize sağladığı faydayla açıklamaya başladığımızda geriye o insanın ve ilişkinin ölçüye sığmayan tarafları kalıyor.
Belki de tam bu noktada değer ile fiyatı birbirine karıştırıyoruz. Bir hatıranın fiyatı olabilir mi? Birinin, kimse yokken sizi hatırlamasını hangi terazide tartabilirsiniz? Yıllar önce söylenmiş bir cümlenin bugün hâlâ içinizde yankılanmasının karşılığı nedir? Bir insanın, kimse görmediği hâlde doğru olanı yapmasının değerini hangi sayıyla ifade edebilirsiniz? Bu soruların cevabının mutlaka bir sayı olması gerekmiyor. Hatta bazı sorular, sayısal bir karşılık aradığımızda asıl anlamlarından uzaklaşabiliyor.
Bir şeyi ölçememek, onun hakkında hiçbir şey bilemeyeceğimiz anlamına gelmez. Sevgiyi bir sayıyla ifade edemeyebiliriz ama bir insanın hayatındaki yerini hissedebiliriz. Bir iyiliğin değerini hesaplayamayabiliriz ama bir başkasının hayatında neyi değiştirdiğini görebiliriz. Her emeğin sonucunu önceden bilemeyebiliriz ama o emeğin taşıdığı anlamı kavrayabiliriz. Ölçemediğimiz şeyleri anlamanın başka yolları da var. Bazen bir şeyi sayıya dönüştürmemek, onu göz ardı etmek yerine kendi doğası içinde görebilmenin bir yolu olabilir.
Heidegger’in modern teknolojiye yönelik eleştirisini düşündüğümde, bu mesele benim için başka bir anlam daha kazanıyor. Heidegger, modern teknolojik düşüncenin dünyayı giderek hesaplanabilir, düzenlenebilir ve kullanılabilir bir kaynak olarak görme eğilimine dikkat çeker. Bu bakışta var olan, çoğu zaman kendi başına taşıdığı anlamdan ziyade ne işe yaradığı üzerinden değerlendirilir. İnsan da bu anlayışın dışında kalmaz; zamanla kendisini bile üretkenliği, performansı ve verimliliği üzerinden tanımlamaya başlayabilir. Ne kadar ürettin? Ne kadar kazandın? Ne kadar ilerledin? Kaç kişi seni tanıyor? Kaç şey başardın? Bu soruların her biri hayatın belirli alanlarında anlamlı olabilir. Ancak insanın kendisini yalnızca bu soruların cevaplarıyla tanımlaması, kendi varlığını dar bir alana sıkıştırmasına neden olabilir. Çünkü insan, yaptığı işlerden, sahip olduklarından ve başardıklarından ibaret değildir.
Bütün bu soruların arasında kendimize daha seyrek sorduğumuz başka bir soru var: “Bütün bunların dışında, ben neyim?” Belki de kendimizi anlamaya çalışırken, bizi tanımlamak için kullandığımız ölçülerin sınırlarını da görmemiz gerekiyor. Çünkü bir ölçü, bazı özelliklerimizi görünür kılarken başka özelliklerimizi görünmez hâle getirebilir. Bir insanın mesleğini bilmek, onun nasıl biri olduğunu bütünüyle anlamamızı sağlamaz. Bir ilişkinin ne kadar sürdüğünü bilmek, o ilişkinin taraflarında nasıl izler bıraktığını anlatmaz. Bir hayatın dışarıdan nasıl göründüğünü bilmek de o hayatın içeriden nasıl yaşandığını açıklamaz. Bu nedenle bazı alanlarda ölçünün sınırını kabul etmek, düşünsel bir gereklilik olduğu kadar insana karşı daha dikkatli bir tutum geliştirmenin de başlangıcı olabilir. Sevgi, vicdan, sadakat, merhamet, dostluk, yas, özlem ve estetik… Bunların her birini anlamaya çalışabilir, üzerlerinde düşünebilir, hatta bazı yönlerini gözlemleyebiliriz. Ancak onları bütünüyle sayılara, sonuçlara ya da karşılıklara indirgeyemeyiz. Çünkü bu kavramların anlamı, çoğu zaman hesaplamanın ötesinde, insanın yaşantısında ve başkalarıyla kurduğu ilişkilerde ortaya çıkar.
Belki de ölçememek, tam da bu noktada bir direnç biçimine dönüşür.
Her şeyin karşılaştırıldığı, sıralandığı ve bir performans göstergesine dönüştürüldüğü bir dünyada, bazı şeyleri sayısal bir karşılığa indirgemeyi reddetmek, onların taşıdığı anlamı koruma çabasıdır. Bu, ölçmeyi bütünüyle reddetmek ya da hayatın gerçeklerinden uzaklaşmak değildir. Aksine, bir ölçünün nerede işe yaradığını, nerede yetersiz kaldığını fark edebilmektir. Bir insanın değerini maaşıyla, bir çocuğun mutluluğunu sahip olduğu oyuncakların sayısıyla, bir dostluğun kıymetini sağladığı karşılıklı faydayla açıklamaya çalışmadığımızda onları başka bir gözle görmeye başlarız.
Belki o zaman, karşımızdakini bir sonuçtan ya da beklentiden ibaret görmeyi bırakırız. Ölçülemeyeni ölçmeye zorlamamak, aynı zamanda başkalarının hayatlarına ilişkin yargılarımızı da yeniden düşünmemizi sağlar. Çünkü çoğu zaman bir başkasının ne yaşadığını, hangi koşullardan geçtiğini, neyi göze aldığını ya da neyi geride bıraktığını bilmeden kendi ölçülerimizle onun hayatını değerlendirebiliyoruz. Kendi başarı tanımımızı başkasının hayatına, kendi beklentilerimizi başkasının imkânlarına, kendi önceliklerimizi başkasının seçimlerine uygulayabiliyoruz.
Oysa herkesin hayatı aynı koşullarda başlamıyor, aynı imkânlarla sürmüyor ve aynı sonuçlara ulaşmıyor. Birinin sahip olduğu, diğerinin yoksunluğunu açıklamadığı gibi, birinin başardıkları da diğerinin çabasını değersiz kılmıyor. Belki de birbirimize karşı daha adil olmanın yollarından biri, her insanı aynı terazide tartmak yerine o terazinin neyi ölçtüğünü ve neyi dışarıda bıraktığını sorgulamaktan geçiyor. Bazen bir şeyin eksikliği, onun yokluğundan çok, bizim ona yüklediğimiz anlamla ilgilidir. Çünkü insanın hayatında anlam taşıyan her şey, elde edilebilir ya da başkalarıyla karşılaştırılabilir değildir.
Bu yüzden kendime de, birbirimize de sık sık hatırlatmamız gereken bir cümle olduğunu düşünüyorum:
Bu, bunun ölçü birimi değil.
‘’Bu yazıda ki Heidegger’e ilişkin kısımı Martin Heidegger'in modern teknolojinin var olanı hesaplanabilir ve kullanılabilir bir kaynak olarak açığa çıkarma eğilimini ele aldığı “Tekniğe İlişkin Soru” (1953) adlı eserinden hareketle yorumlanmıştır.’’
Bu araçların verileri yalnız bu cihazda saklanır; sunucuya gönderilmez.
Dilerseniz önce eserden bir bölüm seçin; notunuz o bölümle birlikte bu cihazda saklanır.
Tamamen başka bir kapı aç
Bu eser hiçbir ölçüye bakılmadan, arşivin tamamından rastlantıyla seçildi.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazabilirsiniz.