İçeriğe atla

Elimden tutsa çocukluğum, götürse beni geçmişe… Masum insanların yaşadığı, yardımlaşmanın, komşuluğun ve paylaşmanın henüz unutulmadığı o eski zamanlara…

Kış günü, sıcacık bir odada açsak gözlerimizi. Sobanın üzerinde tüten mandalina kabuklarının ferah kokusunu içimize çeksek. Sobanın etrafında toplanıp ailece sofraya otursak; bulgur pilavının ve cacığın tadı damağımızda kalsa…

Bazen soruyorum kendime: O yiyeceklerin tadı mı başkaydı, yoksa damağımız mı hatıralarla tatlanıyordu? Kim bilir… Belki de asıl lezzet, birlikte geçirilen zamanların içimize bıraktığı o tarifsiz mutluluktu. Yıllar geçtikçe sofralarımızdan yalnızca o yemekler eksilmedi; etrafında toplanan insanlar, kahkahalar ve uzun sohbetler de birer birer uzaklaştı.

Oturma odası evin neredeyse bütün hayatını içine sığdırırdı. Ders çalışma odasıydı, misafir odasıydı; kış geldiğinde yatak odasına bile dönüşürdü. Sobanın etrafında toplanan aile, günün yorgunluğunu sohbetle hafifletirdi. Sobaya sıçrayan su damlacıklarının çıkardığı ses bile içimizde huzur uyandıran bir melodiydi.

Ama çocukluğumuz yalnızca sobanın etrafında toplanan sıcak bir odadan ibaret değildi. Asıl dünyamız, kapının ardında bizi bekleyen sokaklardı.

Sokağa çıktığımızda dünya büyürdü. Seyyar dönme dolaplarını görünce sevinçten zıplar, pamuk şekerin ve közde pişen mısırın kokularının peşine takılırdık.

O zamanlar sokaklarımız bu denli tehlikeli değildi. Saatin kaç olduğunu bilmeden akşam olana kadar oynardık. Günün bittiğini annemizin sokak boyunca yankılanan sesi haber verirdi.

Sokağın başından aşağı doğru kollarımızı iki yana açar, rüzgârı peşimize takıp özgürce koşardık. Yokuşun başından tahta arabalarla kendimizi aşağı bırakır, rüzgârla yarışırdık. Düşmekten korkmazdık. Dizlerimiz kanasa bile yüzümüzden gülümseme eksilmezdi.

Yağmur yağdığında saçlarımızın uzayacağına inanır, sırılsıklam olana kadar koştururduk. Eve döndüğümüzde saçlarımızdan süzülen damlaların arasına annemizin azarı karışırdı. Biz ise başımızı önümüze eğmiş gibi yapar, içimizdeki gülümsemeyi saklayamazdık.

Yaz geceleri döşeklerimizi damlara serer, gökyüzünün altında uykuya dalardık. O zamanlar gökyüzü yalnızca başımızın üzerinde değil, çocukluğumuzun tam ortasındaydı. Yıldızlara bakarken gökyüzünün sonsuzluğuna şaşırıp hayallere dalardık.

Ekranların ışığı henüz çocukluğumuzu kuşatmamıştı. Bizim dünyamız sokaklardaydı; seksek çizgilerinde, birdirbir neşesinde, saklambaç heyecanında… Mutluluk, ulaşılması gereken uzak bir hedef değil, akşam eve çağrılana kadar geçen birkaç saatin içine sığan küçük bir mucizeydi.

Hayatımızın en büyük yanılgılarından biri, çocukken büyümek için sabırsızlanmamız; büyüdüğümüzde ise çocukluğumuza dönmenin yollarını aramamızdı.

Büyüdükçe hayatımıza daha fazla şey yükledik. İsteklerimiz çoğaldı, beklentilerimiz büyüdü. Mutluluğu büyük evlerde, güzel eşyalarda ve ulaşmak istediğimiz hedeflerde ararken sahip olduklarımızdaki güzelliği görmeyi unuttuk.

Oysa çocukken mutluluk için çok az şeye ihtiyacımız vardı. Bir kediyi okşamak, yağmurda ıslanmak, arkadaşımızla sokakta koşturmak, sıcak bir sofranın etrafında toplanmak yeterdi. Küçücük anlar, kocaman sevinçlere dönüşürdü.

Mutluluk hiç değişmedi aslında; değişen bizim bakış açımızdı. Yüreğimizin bir köşesinde sakladığımız o çocukça bakışı ve içimizdeki masumiyeti koruyabilsek mutluluğun yolunu yeniden keşfedebilirdik. Çünkü çocukluğumuz bize mutluluğun uzaklarda değil, en küçük anların içinde saklı olduğunu çoktan öğretmişti. Belki de bu yüzden, büyüdükçe mutluluğu yeniden bulabilmek için çocukluğumuza dönmeyi özlüyoruz.

Çünkü bazen mutluluğun yolunu bulmak uzaklara gitmekten değil, yıllar önce bıraktığımız o küçük elin sıcaklığını yeniden hatırlamaktan geçiyor.

Çocukluğumuz hâlâ orada.

Hep yanı başımızda.

Elini tutmayı bırakan bizdik esasında…

Okur araçları

Bu araçların verileri yalnız bu cihazda saklanır; sunucuya gönderilmez.

Kenar Defteri

Dilerseniz önce eserden bir bölüm seçin; notunuz o bölümle birlikte bu cihazda saklanır.

Yorumlar

Moderasyon sonrası yayımlanır · e-posta adresiniz gizli kalır.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazabilirsiniz.

Buradan nereye?

Tamamen başka bir kapı aç

Kalbin Unutulmuş Dili

Hatice Kübra YıldırımÖykü2 dk okuma

Bu eser hiçbir ölçüye bakılmadan, arşivin tamamından rastlantıyla seçildi.