Bir sabah uyanıp terör örgütüne katılmaya karar vermiyorsunuz.
Önce birileri sizinle iletişime geçiyor, size değer veriyor ve sizi dinliyor. Sonra size anlaşılmadığınızı söylüyor. Dünyanın adaletsiz olduğunu hatırlatıyor. Kimsenin vermediği cevapları verdiğini düşündürmeye başlıyor. Ardından size bir kimlik, bir aidiyet ve uğruna yaşayabileceğiniz büyük bir amaç sunuyor.
İsveç yapımı Kalifat Dizisi, tam olarak bu süreci anlatan sekiz bölümlük oldukça sarsıcı bir dizi.
Hikâye bir taraftan Suriye’de IŞİD kontrolündeki Rakka’da yaşayan ve oradan kurtulmaya çalışan Pervin’i, diğer taraftan İsveç’te giderek radikal düşüncelerin etkisine giren gençleri ve yaklaşan bir saldırıyı engellemeye çalışan güvenlik görevlisi Fatima’yı takip ediyor.
Fakat Kalifatı dikkat çekici yapan asıl mesele terör saldırısı değil.
Radikalleşmenin psikolojisini görünür hâle getirmesi.
Dizide gençlerin karşısına doğrudan “terörist olmak ister misin?” diye çıkan kimse yok. Süreç çok daha sıradan başlıyor. Bir konuşma, bir arkadaşlık, kabul görme arzusu, dünyaya ilişkin öfke, anlam arayışı ve “sen diğerlerinden farklısın” duygusu...
Sonra küçük adımlar birbirini takip ediyor.
Bu açıdan Kalifat, insanın yalnızca fikirlerle değil, aidiyet ihtiyacı, yalnızlık, öfke, kimlik arayışı ve anlam ihtiyacı üzerinden de yönlendirilebildiğini rahatsız edici biçimde gösteriyor. Belki dizinin en ürkütücü yanı da bu: Manipülasyon, kurbanına çoğu zaman manipülasyon gibi görünmüyor.
Bir yanda Avrupa’da yaşayan gençlere vaat edilen ideal dünya var; diğer yanda Rakka’da bu idealin gerçekte neye dönüştüğünü yaşayan insanlar.
İki dünya arasındaki uçurum giderek büyüyor.
Ancak diziyi bütünüyle bir radikalleşme dersi olarak görmek de doğru olmaz. Bazı geçişler fazla hızlı, bazı genç karakterlerin örgütün söylemine kapılmaları gerçek hayattaki karmaşık radikalleşme süreçlerine kıyasla fazla kolay gösteriliyor. Nitekim diziye yöneltilen eleştirilerden biri de tam olarak bu: Toplumsal sorgulamadan IŞİD sempatizanlığına uzanan yol yer yer fazlasıyla kısaltılmış. Ayrıca IŞİD’in aşırı ideolojisinin karşısına daha güçlü ve çeşitli Müslüman seslerin konulmaması önemli bir eksiklik.
Buna rağmen Kalifat, belgesel olma iddiasında değil. Bir gerilim dizisi olarak seyirciyi yakalıyor ve zor bir soruyu zihninize bırakıyor:
Bir insanı radikalleştiren şey gerçekten din midir, yoksa ona kimlik, anlam ve ait olacağı bir dünya sunduğunu söyleyen insanlar mı?
Belki de diziyi izlemeye değer kılan tam olarak bu soru.
Kalifat, yalnızca IŞİD'i anlatmıyor. İnsanların nasıl ikna edildiğini, nasıl değiştirildiğini ve bazen en yakınlarının gözleri önünde nasıl başka bir dünyaya çekilebildiğini anlatıyor.
Gerilim sevenler için sürükleyici; insan psikolojisi, din, kimlik ve radikalleşmeyle ilgilenenler için ise üzerinde düşünmeye değer bir dizi.

Yorumlar (0)
Henüz onaylı yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
Yorum yaz