Aynı duyguda kal
Kalbin Unutulmuş Dili
Sorgulayıcı yaklaşımı ve düşünmeye alan açan yapısıyla bu seçime doğrudan yaklaşıyor.
Minik bir serçenin ötüşü ile anladım; yaşamın içinde kaybolduğumu… Aylardır bu sesi duymamıştım. Büyükşehrin gürültüsünde sesler duyulmuyor ve hayaller kayboluyordu. Duymadığım, farkına varmadığım kim bilir neler vardı. O sabah farklı ötüyordu kuşlar; ya da bana öyle gelmişti. En vahim olanı da insanın kendi iç sesini duyamamasıydı. Belki de uzun zaman sonra ilk kez çevreme gerçekten bakıyordum. Güneşin göz kamaştıran ilk yansımalarıyla birlikte işine koşturan binlerce insandan biriydim ben de. Hayatın akışı içinde kaybolup giden binlerce insandan biri sadece.
Nefsinin esiri olmuş insanları düşündüm. Daha fazlasını elde etmek uğruna durmadan koşan, eğer durursa eksileceğini sanan insanları... İçimde onların yorgunluğunu hissettim. Mecburiyetlerini ve hayatın akışına teslim oluşlarını izledim çaresizce. “Bunca acelesi olan kalabalık nereye koşturuyor? Bu denli mühim olan şey neydi hayatlarında?” Sorguladım durdum yol boyunca… Belki de kimse gerçekten nereye yetiştiğini bilmiyordu. Herkes bir şeylere geç kalmaktan korkuyor, fakat en çok da kendine geç kaldığını fark edemiyordu.
Sorular gün boyu beni takip eden bir gölge gibi peşimi bırakmıyordu. İşler bitmiyor, sadece yerine yenileri ekleniyordu. Her tamamlanan gün, ertesi günün yükünü hazırlıyordu. Takvim yaprakları sessizce eksilirken ömrümüz de aynı sessizlik içinde tükeniyordu. Fark edemediğimiz şey ise modern hayatın en kıymetli sermayemiz olan zamanı bizden çalmasıydı. Zamanın sessizce elimizden kayıp gittiği bu çağda, insan yalnızca günlerini değil; kendisiyle kurduğu bağı, durup düşünme fırsatını ve iç huzurunu da kaybediyordu. Belki de bu yüzden, çevremizdeki hareketliliğe rağmen içimizde giderek büyüyen bir sessizlik oluşuyordu. Gökyüzündeki milyonlarca yıldız yeryüzüne inmiş gibiydi. Her yer ışıltılı, gösterişli ve göz kamaştırıcı. Şehrin ışıkları ne kadar parlak olursa olsun, insanın iç dünyasındaki karanlığı her zaman aydınlatmaya yetmiyordu...
İnsanları gözlemlediğimde, gün boyu süren telaş ve yorgunluğa rağmen akşam olduğunda yeniden kalabalıkların içine karıştıklarını görüyordum. Sanki sessizlikle baş başa kalmak, kendi düşünceleriyle yüzleşmek zor bir yükmüş gibi… Evde yalnız kalmak, modern hayatın görünmez kuralları içinde neredeyse bir eksiklik olarak görülüyordu. İnsanlar bir araya geliyor, konuşuyor, gülüyor; ancak çoğu zaman birbirlerini gerçekten duyamadan yan yana duruyorlardı. Kimi ekranların dünyasında kayboluyor, kimi başkalarıyla yarışarak kendini var etmeye çalışıyor, kimi ise dış görünüşünün peşinde kendi iç sesinden uzaklaşıyordu.
Kalabalıklar büyüdükçe insanların yalnızlığı da derinleşiyordu. Çünkü gerçek yalnızlık, etrafımızda kimsenin olmadığı an değil; kendimizden uzaklaştığımız andı. İnsan önce kendi içindeki sesi duymayı bırakıyor, ardından başkalarının sesleri arasında kayboluyordu. Belki de modern insanın en büyük kaybı, kendisiyle kurduğu bağı yitirmesiydi.
İnsan şehrin telaşını kalabalıklar içinde yalnız başına yaşıyordu bir anlamda. Sanki okyanusta yönünü kaybetmiş bir yüzücü gibi… Her attığı kulaçta nereye gittiğini bilmeyen bir yüzücü. Hayaller ise sessizce önceliklerimizin altında eziliyordu. Diğer bir deyişle hayallerimize ihanet ediyorduk. Bir zamanlar bizi heyecanlandıran küçük hayaller, yapılacaklar listesinin en alt satırında unutuluyordu. Erteledikçe vazgeçiliyor, vazgeçtikçe de buna olgunlaşmak diyorduk. Yıllarca çalıştığımız bu düzen aslında kendimize yaptığımız en büyük kötülüktü. Hayatın akışı içinde yalnızca yaşama sevincimizi değil, sağlığımızı da yitiriyorduk. Ruhen yorulmuş, hiçbir şeyden kolay kolay mutlu olamayan insanlar hâline geliyorduk. Belki de bu yüzden zamanla çevremizdeki insanların telaşı bize de bulaşıyordu. Farkında olmadan aynı kelimeleri konuşuyor, aynı kaygıları taşıyor, aynı hayatı yaşamaya başlıyorduk. Özgünlüğümüzü kaybedip sıradanlaşıyorduk.
Jim Rohn teorisinde “insan en yakınındaki beş kişinin ortalamasıdır” der. Düşünmeden hareket eden herkesin şeklen birbirinin aynısı olduğu bir dünya…Onlara baktıkça kendimi de sorgulamaya başladım. Bir yanda kalabalıkların içinde yalnızlaşan ve sürekli sorgulayan ben; diğer yanda bu karmaşanın içinde savrulan bir gençlik...
Eskiler agâh olmak derdi; uyanmak, kendine gelmek manasında. Son zamanlarda beni tam olarak tanımlayan cümle buydu sanki. Şimdilerde ise farkındalık deniyor adına. Farkında olmak, uyanmak. Bu da sanıldığı kadar kolay değil tabi ki; zor ve zahmetli. Bazen insanı kendine döndüren büyük kırılmalar değildir; bir serçenin ötüşü, bir çocuğun gülüşü ya da bir kitabın satırına düşen o tek cümledir. Mehmet Dinç’in dediği gibi "Yanlış otobüse bindiysen son durağa kadar gitmek zorunda değilsin!" Uyanmalı insan yaşamın sonuna varmadan uyanmalı, çevresindeki güzelliklerin farkına varmalı, yaşamayı anlamalı. Çünkü insan bazen yıllarca yaşar ama gerçekten çok az anın farkında olur. Oysa fark edilen küçücük bir an, fark edilmeden geçen koca yıllardan daha değerlidir. Belki de gerçek başarı daha fazla kazanmak değil; daha çok hissedebilmekti. Daha çok görmek, daha çok şükretmek ve hayatın içinden geçerken onu gerçekten yaşayabilmek...
Yitirilen hayaller mi, israf edilen saatler mi; insan çoğu zaman neyi kaybettiğini ancak durup geriye baktığında anlayabilir.
Anladım ki insan bazen bütün dünyayı susturamaz ama kendi iç sesine kulak verip yeniden duyabilir. O sabah, bir serçenin ötüşüyle bunu yeniden hatırladım.
Bu araçların verileri yalnız bu cihazda saklanır; sunucuya gönderilmez.
Dilerseniz önce eserden bir bölüm seçin; notunuz o bölümle birlikte bu cihazda saklanır.
Aynı duyguda kal
Sorgulayıcı yaklaşımı ve düşünmeye alan açan yapısıyla bu seçime doğrudan yaklaşıyor.
Başka bir açıdan bak
Aynı duyguya bir başka eserden yaklaşan bir eşleşme.
Tamamen başka bir kapı aç
Bu eser hiçbir ölçüye bakılmadan, arşivin tamamından rastlantıyla seçildi.
Yorumlar · 23
Kalemine sağlık Hepimizin içinde bulunduğu durumu öyle güzel özetlemişsin ki eklenecek birşey yok Ama ne yazık ki bu farkındalık belirli bir yaşa gelince oluşuyor. Keşke kendimizden birşeylerkaybetmeden eksikmeden farketsek... İnşallah bu yazın çağımızın gençlerine ulaşır bir farkındalık oluşturur.
Kaleminize, yüreğinize sağlık. O kadar güzel ve derin anlatmışsınız ki, okurken insan ister istemez durup bir nefes alıyor ve bedenini dinleme ihtiyacı duyuyor. Modern hayatın telaşında unuttuğumuz o kadar değerli hakikatleri hatırlattınız ki... Kelimeleriniz ruhuma çok iyi geldi, bu kıymetli paylaşımınız için çok teşekkür ederim.
Hayatın içinde kayboluşumuzu ne de güzel anlatmış. Farkına varmadan nasılda geçip gidiyor zaman, koşturmacalar, ertelemeler, kayboluşlar içinde 😔 ama kaybolduğunu bile bilmeden.
Eline emeğine sağlık sevgili yazarım çok güzel ifade etmişsin hepimizin günlük telaseler içinde kendimizi ne kadar unuttugumuzu
Aslinda günümüzün anlamlandiramadigimiz o ic sıkıntısının sebebinide çok güzel anlatmışsınız hep bir telaş hep bir koşuşturmaca nereye gittiğimizi bilmeden
Hayatın koşturmasında asıl olan kendi hayatımızı nasıl unuttuğumuzu çevreyide betimleyerek ne kadar güzel anlatmışsın çok güzel bir farkındalık yazısı olmuş bence. Ananeme sorduğumda hayat nasıldı hızlımıydı diye bana penceri aç kapat o kadar hızlıydı dedi , o zamanı arkaya dönüp görmek istediğimizde çok geç olmaz inşallah 🙏🏻
Hayatın akıp gidişini anneanne çok güzel betimlemiş biraz yavaşlarsak hayatı iskalamayız inşallah 🙏
Yazının teması ve anlatılanlar çok güzel, benim duygu dünyamda hissettirdiklerine gelince .... İnsanın iç dünyasındaki çelişkiler, karmaşalar, boşa geçirdiğini sandığı ama yaşadığı zaman, hayat telaşesi içinde monotonlaşan hayatlar ve gün boyu devam eden koşuşturmalar içerisinde insanın kendi kendisini duyamaması, anı hissetmesinin kıymeti hiç bir şeyle ölçülemez, seneler bu hayat mücadelesi ve karmaşası içerisinde geçip gidiyor ve belli bir yaştan sonra durup şöyle bir geriye baktığında gördüğün şeylerin başında bir tek kendine geç kalmak öylece duruyor karşında ve sen çaresizsin zira geçip gitmiş yıllar, sen nasıl geçtiğini bile fark edememişsin, dünya telaşlarından, belki çok istediğin bir şeyi yapmaya vaktin olmamış belki de o vakti bulduğunda hevesin kalmamış, yine de bir serçenin sesinden bunları hissedebilmek güzel, yüreğine sağlık. 👏👏👏
Anı hissetmek hiç bir şeyle ölçülemez demişsiniz katılıyorum bir gün herkesin hissetmesini ümit ediyoruz İnşallah 🙏 yüreğinize sağlık
Çok güzel ve içten bir yazı olmuş, severek okudum. Kalemine sağlık, bu güzel başlangıcın hayırlı olsun. Başarıların devamını diliyorum canım😘
Üniversite yıllarında başlayan “-meli, -malı”lar, iş ve geçinme kaygıları, yetişme telaşı derken ben de kendimi hiç olmak istemediğim o yalnız ve mutsuz dünyanın içinde buldum. Sonra, birçok sağlık sorunuyla baş etmeye çalışırken, defalarca “Özüme ve özgünlüğüme nasıl dönerim?” diye sordum kendime. Bu arayışla çeşitli eğitimlere katıldım, çok okudum, düşündüm, sorguladım… Derken bebeğimin doğuşuyla bir şeyi yeniden fark ettim: Merak etmek çok şeymiş. Meğer hayatın bu hızı, bu kalabalığı, bu bitmek bilmeyen telaşı bize merak etmeyi unutturuyormuş. Evimin içinde ve dışında uzun zamandır orada duran; fakat artık dikkatimi vermediğim, duyarsızlaştığım ya da zamanla önemsemeyi bıraktığım nice canlıyı ve cansızı, henüz dili tam dönmeyen “Bu… ne?” sorusuyla yeniden fark etmeye başladım. Sizin de çok güzel ifade ettiğiniz gibi bir serçenin cıvıltısında, bir yaprağın kıpırtısında, daha önce defalarca gördüğüm bir şeyde yeniden durup bakmayı; aslında görmenin, yalnızca bakmaktan çok daha fazlası olduğunu öğreniyorum. Hele bebeğim bir an durup gözlerimin içine dikkatlice baktığında… Ne kadar duygulandığımı tarif edemem. Sanki bana sadece dünyayı değil, dünyaya yeniden nasıl bakacağımı da öğretiyor. Belki de insanın özüne dönüşü, çok uzaklarda aradığı büyük cevaplardan ziyade; yeniden merak edebilmekte, durabilmekte ve küçücük güzelliklere gerçekten bakabilmekte saklı. Teşekkür ederim Hemşirem. Üzerine uzun uzun muhabbet edilecek samimi duygularınızı, güzel düşüncelerinizle harmanladığınız bu yazı için… Kaleminize de yüreğinize de sağlık.
Çok güzel ve samimi bir yazi olmuş bende kendini unutanlardanim bu koşuşturmada eline emeğine sağlık
Çok teşekkürler aynı duyguları hissetmek güzel 🪷
Yazdıklarını okuyunca,ben de hemen kendimi sorguladım. Farkına vardım ki ben de bu telaş içinde kendimi unutanlardanim. Çok güzel bir konuya değinmişsin. Eline emeğine sağlık. Bence bu yolda ilerlemeye devam.
Merhaba yazını büyük bir beğeni ile okudum gerçekten çok etkilendim sade ama güçlü anlatımı insanı durup düşünmeye sevk ediyor özellikle de küçük bir serçenin sesiyle başlayan o farkındalık yolculuğunu çok zarif bir şekilde işlemişsin yazıyı okurken kendimden bir çok şeyi buldum Anlamlı ve duygu yüklü yazını bizlerle paylaştığın için çok teşekkür ederim. Kaleminin gücü ve samimiyeti satırlara çok yakışmış Devamının gelmesi dileğiyle yuregine ve kalemine sağlık 👏🏼👏🏼
Yazıyı okurken kendimden birşeyler buldum demişsiniz ya bu benim için çok değerli🙏güzel yorumlarınız için teşekkürler
Emeğine yüreğine sağlık.Birbirini kovalayan ve koşuşturma içinde geçen günlerimizi o kadar güzel dile getirmişsin ki tebrik ederim .Devamını bekliyoruz 💐
Kalemine ve emeğine sağlık gönülden tebrik ederim, nice güzel yazılarını okumak dileğiyle 🌸
Çok güzel bir yazı olmuş ablam...başarılar
İçsel dünyanı çok iyi yansıtmışsın canım kuzenim yolun açık aydınlık olsun.Güzel başarılar seni bulsun🙏
Harika bir yazı olmuş.başarılarının devamını dilerim.yazmaya devam etmenizi isterim.habibe üzücü
Çok teşekkür ediyorum Habibe hanım sizlerin desteği bizi mutlu ediyor.Çok güzel geri dönüşler aldım.Hepinize teşekkür ediyorum.
Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.Düşünceleriniz benim için çok değerli ve anlamlı yüreğinize sağlık.