Aynı duyguda kal
Kalbin Unutulmuş Dili
Sorgulayıcı yaklaşımı ve düşünmeye alan açan yapısıyla bu seçime doğrudan yaklaşıyor.
Her duygu beraberinde bir yoldaş getirir: mutluluğun yoldaşı minnet ve şükür; kırılganlığın yoldaşı kabuğuna çekilme; kızgınlığın yoldaşı ise yıkımdır. Kimisi bu yıkımı sonuç olarak görür. Peki, yas bir duygu mudur? Uzmanların tanımına göre yas bir duygu değil, tepkidir. Acıya, kayba verilen bir tepki… Bu tepki insanın varoluşunu sarsan bir dönüm noktasıdır. Yas insanın hayatına girdiğinde, o insan artık tanıdığınız ve bildiğiniz kişi değildir. Duruşu, konuşması, tepkileri değişmiş. Bu yüzden de çevresi tarafından “o çok değişti” etiketine maruz kalır. Çoğu zaman aslında bu etiket sitemkâr bir eleştiri olarak yas tutan kişiye yapıştırılır. Evet, “o çok değişti” çünkü “o yasıyla yürüyen bir insan” artık. Dünyayı seyrettiği penceresinin eskisi gibi kalması çok zor. Zira yas, diğer duygular gibi misafir değildir. O, ömrümüzün sonuna kadar bize eşlik edecek yoldaşlarla gelir…
Yasın ilk sessiz yoldaşı gizli yalnızlıktır. Dışarıdan bakıldığında sosyal işleyiş hâlâ sürse de kişinin zihninde sürekli konuşan ikinci kişi yine kendisidir. Zamanla çevresiyle her şeyini paylaşamayan bir yönü oluşmaya başlar ve insan kendi zihninin tek muhatabı hâline gelir. İkinci yoldaş ise arayıştır; başka bir deyişle, sarsılan kimliğin yeniden inşası sürecidir. Bazı insanların kayıp sonrası rolleri değişir ve bu değişimler kimlik krizine neden olabilir. Rol karmaşası, kimlik arayışı kişinin zihnini adeta bir paradoksa çevirebilir. Bu karmaşada insan duygusal olarak savunmasızdır, hata yapmaya meyillidir. Düşünüldüğünde, yas bütüncül bir tepki olarak da ifade edilebilir. İnsan sanki her detayıyla imtihana tâbi tutulur. Kişiliği, maneviyatı, rolü… Yas, kaybettiğimiz kişiyle aramızda kalan son bağdır. Bu sebeple insan unutmaktan korkar; kaybıyla olan tüm hatıraları zihninde canlı tutmaya çalışır. İşte bu yüzden yasın bir diğer yoldaşı sadık hafızadır. Hatırlamak bir eylemden ziyade, gidenle kurulan o bağı muhafaza etme direnişine dönüşür.
Yas döneminde insan hiçbir şey yapmak istemeyebilir. Ne kitap okumak ne dışarı çıkmak ne de gülmek… Bu, hayata küsmek ya da tembellik etmek değildir aslında. Bu, ruhun kendi yarasına eğildiği, acısına alan açtığı bir zaman dilimidir. Belki de yasın en doğal hâlidir bu: hiçbir şey olmuyormuş gibi davranmamak, içinden gelmediğinde hiçbir şey yapmamak ve kalbine suskunluğuyla eşlik etmek. Üstelik yas sadece ölüm olgusuyla sınırlı tutulamaz. Bir dostluğu kaybetmek, yarım kalan bir hayal, bir dönemin kapanışı da yasın acısını bırakıyor insan yüreğinde. Bazen çok sevdiğimiz bir eşyanın kaybolmasında bile minik bir yas var. Yas ile ilgili Kemal Sayar’ın şu ifadesi durumun en yalın tarifi olabilir: “Yas, sadece sevdiklerimizi kaybetmekle olmaz. Bir yaşama biçimini kaybetmek de yastır. Bir şehri bildiğimiz hâlde kaybetmek, rutinlerimizi kaybetmek de yastır. Hatta itikatlarımızı, dünyayla ilgili inançlarımızı kaybetmek de yastır.”
Yas, aslında hayatın bize “Hiçbir şey sonsuza kadar senin değil” diye fısıldamasıdır. Ve işte tam da bu yüzden, yasın kendisi bir yokluk değildir. Yas varlığı derinleştiren bir eşiktir. Kalpteki o yarayla birlikte yürümek, insanı daha temkinli, daha kırılgan ama aynı zamanda daha derin kılar. İşte bu evrede yasa son yoldaşı olan bilgelik eşlik eder. Nitekim yasın bize kazandırdığı en önemli farkındalık: kayıplarımızı içimizde başka bir şekilde yaşatabileceğimizdir. Yas, ilk bakışta insanı tamamen savunmasız bırakan aciz bir tepki gibi görünse de sağlıklı bir şekilde yaşandığında ve üstü örtülmediğinde insanda sağlam bir karakter inşasına vesile olur. Hayatın getirdiği fırtınalarla yüzleşmek kişinin psikolojik sağlamlığını sessizce pekiştirir; olaylar karşısında verdiği tepkiler daha dingin, daha soğukkanlı bir olgunluğa bürünür. Zaten biliriz ki acının kucağından geçen insan, başkalarının yarasına da duyarsız kalamaz; kendi kırılan yerlerini tanıdıkça ötekinin sızısını hissetme ve anlama yetisi, empatisi de derinleşir. İşte bütün bunlar yasın sessiz yoldaşlarıdır…
“Yas, sadece sevdiklerimizi kaybetmekle olmaz. Bir yaşama biçimini kaybetmek de yastır. Bir şehri bildiğimiz hâlde kaybetmek, rutinlerimizi kaybetmek de yastır. Hatta itikatlarımızı, dünyayla ilgili inançlarımızı kaybetmek de yastır.”
Bu yazarın şu an başka yayımlanmış eseri yok.
Bu araçların verileri yalnız bu cihazda saklanır; sunucuya gönderilmez.
Dilerseniz önce eserden bir bölüm seçin; notunuz o bölümle birlikte bu cihazda saklanır.
Aynı duyguda kal
Sorgulayıcı yaklaşımı ve düşünmeye alan açan yapısıyla bu seçime doğrudan yaklaşıyor.
Başka bir açıdan bak
Aynı duyguya bir başka eserden yaklaşan bir eşleşme.
Tamamen başka bir kapı aç
Bu eser hiçbir ölçüye bakılmadan, arşivin tamamından rastlantıyla seçildi.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazabilirsiniz.