Aynı duyguda kal
Ruhun Demir Parmaklıkları
Dingin ve içe dönük anlatımıyla sakin bir okuma arayışına yakın duruyor.
Okyanusun gökyüzüyle birleştiği gizemli adada, hayvanların dünyayı tartıştığı kadim orman meclisi toplanırdı.
Bir gün adanın en yaşlısı, 150 yaşındaki bilge kaplumbağa, toprağa eğilerek derin bir iç çekti:
"Dostlarım, insanlar artık bizi duymuyor. Çünkü kalbin en saf, en samimi dilini unuttular. Herkes konuşuyor ama kimse birbirini dinlemiyor."
Meclisin en tepesinden genç kartal, rüzgâra kanat çırptı: "Haklısın! Ben göklerden bakıyorum; insanlar sürekli bir yerlere koşuyor ama nereye gittiklerini bile kendileri bilmiyor!"
O sırada çam kozalağından aşağıya yuvarlanan afacan küçük sincap çıkıp söze girdi: "Geçen gün birinin önüne meşe palamutu atıp komik danslar yaptım. Ama o, elindeki ışıklı kutuya (cep telefonu) bakmaktan beni görmedi bile. Gülecek ne çok şey kaçırıyorlar!"
Meclisin derinliklerinden, nehrin derin sularında süzülen bilge alabalık başını çıkardı ve fısıldadı: "Sadece biz değil, kendi yuvalarını da görmüyorlar artık. Üzerlerine bastıkları toprağın kokusunu, yüzlerine çarpan rüzgârın şarkısını, nehirlerin onlara sunduğu serin hayatı unutuyorlar. Betondan saraylar yapıp o sarayların içine yalnızlığa gömüldüler. Ağaçların onlara nefes olmak için nasıl çırpındığını hissetmiyorlar bile. Üstelik her geçen gün evimizi, o güzelim yeşili biraz daha solduruyorlar."
Rüzgâr kanatlarını hüzünle iki yana açtı: "Evet, gökyüzünden bakınca görüyorum. Ormanlar azalıyor, dumanlar mavi göğümü kirletiyor. Oysa biz onlara hiç küsmedik. Bir ağacın dalı her bahar onlara meyve uzatmak için can atıyor, bir çiçek onlar sadece gülümsesin diye en güzel kokusunu rüzgâra fısıldıyor. Ama onlar duymuyorlar."
Bilge kaplumbağa, toprak başını ağır ağır sallayarak yavaşça gülümsedi: "Çünkü gözleri kör, kulakları sağır eden bir gürültünün içindeler dostlarım. Onlara bağıramayız, öfkeyle yaklaşamayız. Sevgiyle dokunmalıyız. Öyle bir dokunmalıyız ki, unuttukları o bağı yeniden hatırlasınlar. Dünyanın sadece tek büyük bir kalp olduğunu anlasınlar. O hâlde uykularına girip rüyalarına fısıldayacağız."
Bilge kaplumbağanın bu sözü üzerine meclise derin bir sessizlik çöktü. Bütün hayvanlar şaşkınlıkla birbirine baktı. Rüyalar ülkesine girmek kolay değildi. Ama insanın kalbine giden tek açık kapı, artık sadece uykularındaki o sessiz andı.
O gece tüm canlılar rüyalar ülkesine sızdı. Kartal kanat sesini üfledi pencereden içeri; okyanus dalgaları kadim şarkılarını fısıldadı, sincap ise uykularına afacan sesiyle koskocaman neşesini fırlattı.
Ertesi sabah insanlar bambaşka uyandı. Sürekli koşturan o kalabalık durdu; elindeki telefondan başını kaldıramayan çocuk, penceredeki kumruya gülümsedi. Kulaklarındaki gürültü kesilmiş, yerini derin, güzel ve tatlı bir huzura bırakmıştı.
İnsanlar artık konuşmuyordu; çünkü kalbin dilinin kelimelerle değil, sessizce hissetmekle başladığını nihayet anlamışlardı.
Bu yazı kâğıda elle yazıldı; aşağıdaki sayfalar yazarın kendi el yazısıdır. Büyütmek için üzerine dokunun.
Bu yazarın şu an başka yayımlanmış eseri yok.
Bu araçların verileri yalnız bu cihazda saklanır; sunucuya gönderilmez.
Dilerseniz önce eserden bir bölüm seçin; notunuz o bölümle birlikte bu cihazda saklanır.
Şu an gösterilecek benzer eser bulunamadı.
Aynı duyguda kal
Dingin ve içe dönük anlatımıyla sakin bir okuma arayışına yakın duruyor.
Tamamen başka bir kapı aç
Bu eser hiçbir ölçüye bakılmadan, arşivin tamamından rastlantıyla seçildi.
Yorumlar · 3
Canım kuzenim çok güzel ve akışkan bir yazı olmuş harikaydı başarılarının devamını diliyorum seni seviyorum♥️♥️
Çok güzel bir öyküydü ellerine sağlık bayıldım mükemmeldi başarılarının devamını diliyorum
Çok güzel bir yazı tebrik ediyorum, genç kalemlerimizden devamını bekliyoruz.